GÜNDEMKöşe YazısıYAZARLAR

KÖŞE YAZISI: “Hamza Mercanoğlu’nun kaleminden Seçim Analizi”

Ülke gündeminde seçim var. Erken mi olacak, yoksa zamanında mı, Millet ittifakının adayı kim olacak, Kılıçdaroğlu aday olur mu, İmamoğlu bir hamle yapar mı, 3. Bir ittifak çıkar mı, 6’lı masa dağılır mı?... Kamuoyu araştırma anketlerinin biri gelip biri gidiyor. Rakamlar hava da uçuşuyor. Neredeyse her partinin bir değil, birkaç tane anket firması var

SEÇİM KRİTİĞİ
Ülke gündeminde seçim var. Erken mi olacak, yoksa zamanında mı, Millet ittifakının adayı kim olacak, Kılıçdaroğlu aday olur mu, İmamoğlu bir hamle yapar mı, 3. Bir ittifak çıkar mı, 6’lı masa dağılır mı?…
Kamuoyu araştırma anketlerinin biri gelip biri gidiyor. Rakamlar hava da uçuşuyor. Neredeyse her partinin bir değil, birkaç tane anket firması var…
Televizyon kanalları sabah akşam seçim yorumlarıyla reyting savaşı veriyor. Hep aynı adamlar “Her konuya” değerli yorumlarıyla katkı sunmaya çalışıyor. “Seçimlerde siyasi yorumcu, afetlerde sivil savunma uzmanı, savaşlarda Uluslararası savunma stratejisti ve saire, ve saire…”
****
Sosyal medya mecraları, gazete manşetleri ve televizyon kanalları kendi ideolojik ve siyasal tercihlerine, çoğu zamanda kurumsal çıkarlarına göre manipüle edici haberler yaparak gerçekleri başka başka gösterme illüzyonuyla meşguller.
Gerçek hariç, her şeyi gündemde tutmak için varlar!
“Zehri bal deyu sunarlar altın tas içre” sözünün yerli yerinde hayat bulduğu sanal bir dünya da hakikati ve vatandaşın asıl gündemini, kaygılarını ve sosyolojik gerçeğini bulabilmek ip üzerinde yürümekten daha kolay değil..
*****
Yapılan anketlerin elbette bir alt yapısı ve gerçeği yansıtan tarafı vardır. Ne ki; cümlenin sonuna yerleştirilen “Ama” dan sonra başlayan algısal yönlendirme tamamen politik stratejilerin gereğidir.
Şu tespiti yapmak gerek; Vatandaşın siyasetten beklentisi, siyasetin vatandaştan beklediklerinden çok daha farklıdır!
Siyasetçilerin iktidar olma arzusunun aksine vatandaşın siyasetten beklediği kişisel bir arzu değildir.
Vatandaş için öncelik “Adaletin gerçek anlamda tecellisidir.”
Sosyal açıdan adalet, sınıfsal adalet, paylaşımda adalet!..
Aslında bu yeni bir şey değil. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana yönetenlerle, yönetilenler arasında ki en önemli bağ “Adalet” üzerinden gelişmiştir. Toplumun yöneticilerine olan muhabbeti de, nefreti de hep adalet kavramı etrafında dolaşıp durmuştur.
Hz. Ömer’den bahsederken zihnimizde oluşan “Adalet” karesinin gerisinde, Beytülmale verdiği önem ve hassasiyeti, yönettiği topluluğa karşı eşit muamelesinin tanıtım filmi gibi içselleştirdiğimiz “Sırası geldiğinde bindiği attan inip, kölesini ata bindirme hikayesi” vardır.
Bunun gibi nice örneklerle bezenen yaşanmışlıkları Hz. Ömer’i adaletin timsali yapar..
Mevcut siyasi partilerden ve siyasi figürlerden beklenen şey elbette kişisel olarak bir Hz. Ömer olmaları değildir. Zira bu çok uçuk bir hayal olur. Ancak, iktidarı hükümet edenlerin, devletin tüm imkanlarını paydaşlarına, yandaşlarına “Pay” etmemesi, sosyal refah seviyesinde paylaşım adaletini te’sis etmesi, sınıflar arasındaki devasa uçurumu kapatması, özetle “Dokuz kişiye bir, bir kişiye tam dokuz pul” haksızlığını ortadan kaldıracak icraatlar ortaya koymasını bekler vatandaş.
Vatandaşın beklentilerinin bir diğeri ise “Güvenliktir”
Toplum, kaos ve gerginlik içerisinde yaşamak istemiyor. Bunun adına “huzur” diyebiliriz. Tam olarak huzurlu ve güvenli bir ülke de yaşamak istiyor.
Siyasetçilerin ortaya koyduğu kamplaşma ve ayrıştırma dilini benimsemiyor. En az batı da yaşayanlar kadar huzurlu yaşamak, tatilini huzur içinde yapabilmek, şarkı dinleyebilmek, şiir yazabilmek, kitap okuyabilmek istiyor. Zihninin bir köşesinde sürekli bir güvenlik kaygısıyla yaşamak istemiyor. Bununla birlikte kişisel özgürlüklerinin korunmasını beklemektedirler. Yani demokrasi ve hukuk kurallarının gölgesinde bir güvenlik şemsiyesidir vatandaşın talebi.
Üzerinde ikame ettiğimiz coğrafyanın tarihten beri bir savaşlar coğrafyası olduğu elbette aşikardır. Dünya’da dostumuzdan çok düşmanlarımızın olduğu bir jeopolitik gerçeğimiz var. Çoğu zaman huzursuzluğun ve toplumsal ayrıştırılmaların, ortaya çıkan kavga ve gürültülerin genetik merkez üssünün Emperyalist Batı olduğunun farkındayız.
Tüm bunlarla beraber, batılı düşmanlarımızın kendisine yerli işbirlikçiler ayartarak siyasi müdahalelerde bulunduğunu ve ayar verdiğini yakın tarihimizde zuhur eden “ 28 Şubat’ta Demokrasiye balans ayarı ve 15 Temmuz darbeleriyle” yaşadık ve defaten tecrübe ettik.
Tüm bu yaşananlar muhaceresinde 2023 seçimine doğru yol alırken şu ana başlıkları önceliyor ve önemsiyorum. Neye göre yapıyorum bunu?
-Saha da vatandaşla olan konuşmalarım, analizlerim ve çok çeşitli görüşlerden kişilerle yaptığım münazaralara göre konuşuyorum.
Seçimi kim kazanacak? sualinin cevabı işte bu ana başlıklarda gizli.
-Vatandaş açısından en önemli konu ekonomi. Yani hayat pahalılığı ve gelir dağılımındaki adaletsiz uçurum…
Bir diğer husus ise; Savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyeli ağırlıklı sığınmacılar konusunda oluşturulan algılardır.
Keza; Gerek ırkçı bazı siyasi partilerin faşist söylemleri ya da sosyal medya üzerinden sığınmacılar konusunda yapılan kışkırtmalar toplumu ajite etmekte ve kimileri hayatlarındaki tüm olumsuzlukların sebebi olarak ülkemizde bulunan sığınmacıları görmektedir. Her ne kadar ırkçıların söylemleri ve iddialarının çok büyük kısmının hiçbir gerçekçiliği olmasa da, vatandaşın bu konuda aydınlatılması ve hükümetin bu hususta toplumu tatmin edici bazı önlemler alması gerekmektedir.
AK Parti, seçime kalan bir yıl içerisinde ekonomik iyileşmeyi sağlayabilir ve refah seviyesinde gelişme kaydedebilirse, sosyal adaleti tecelli ettirip refahı tabana yayabilirse, sığınmacılar konusunda endişe duyan vatandaşın kaygılarını giderecek çözümler üretebilirse seçimden galip çıkabilir.
Muhalefet cenahından bakıldığında CHP, son kırk yıldan bu yana hiç olmadığı kadar iktidar olmaya yakın hissediyor.
AK Parti’nin 20 yıl’dan bu yana iktidar olmasının getirdiği yıpranma, partililer hakkında ortaya atılan iddialar (Doğru veya yanlış), yerel teşkilatlarda ve yerel yönetimlerde bulunanların halktan kopukluğu ve hemen hemen tümünün refah içerisinde lüks hayat yaşamaları bir takım dedikoduları ve iddiaları da vatandaşın gündemine taşıyor.
Bu iddia veya söylentiler özellikle 18-30 yaş aralığında ciddi tepki ve karşılık bulmaktadır. Zaman zaman medya da yer bulan haberler yönetenlerin ilgisinden kaçsa da, vatandaşın gözünden kaçmıyor.
Açık ve net ifade edeyim ki; Bu güne kadar görüştüğüm ve bu konuda hasbihal ettiğim “Z” kuşağı diye adlandırılan 18-30 yaş aralığındaki gençlerden çok azı AK Parti’ye oy vereceğini söylüyor.
Gerekçe olarak yukarıda bahsettiğim hususları gösteriyorlar.

Hülasa; AK Parti’nin 20 yıllık iktidarda olmasının getirdiği bir yıpranma ve yerel teşkilatlarda yaşanan rehavet ve halktan kopukluğun getirdiği dezavantaj, CHP ve Millet ittifakı için büyük bir avantaja dönüşmüş durumda.
CHP ve birlikte hareket ettiği 6’lı masa, halkın gündemiyle uyuşan ciddi projeler sunabilirse, özellikle ekonomi konusunda ayağı yere basan ve kaynaklarıyla birlikte bir model açıklayabilirse bu vatandaşı heyecanlandırabilir.
Bununla birlikte bir çok bileşeni ve paradigması olan konular var. Mesela dış politika hususu! CHP iktidara gelebilirse “ABD, AB ve Rusya politikalarını nasıl düzenleyecek. Libya’dan çekilecek mi, Doğu Akdeniz’de nasıl bir tutum izleyecek? Yunanistan ve Adalar konusunda ne yapacak, körfez ülkeleriyle, İsrail ile ilgili politikası ne olacak?

Suriye’de Esed ile resmi olarak masaya oturacak mı, oturursa hangi şartlarda görüşülecek? İran ile ilgili nasıl bir tutum izlenecek? ”
İşin bir de sanayici ve iş adamları boyutu var. Mesela bu konuda “Liberal mi, neoliberal mi” politikalar uygulayacak? SP ve diğer muhafazakar masa üyeleriyle her konuda anlaşabilecekler mi?
Masa içerisinde HDP’nin konumlandırılması nerede olacak. Örneğin; HDP’ye hangi bakanlık ya da gölge bakanlık verilecek?
Bu sualler uzayıp gider…
Millet ittifakı için en büyük handikap ve vatandaş gözüyle Millet İttifakının  en büyük dezavantajı şüphesiz 6’lı masanın altında yer alan HDP’dir. PKK tarafından yönetildiğinde şüphe olmayan ve her kararında Kandilin onayını olmak zorunda olan HDP ile açık ya da örtülü bir ittifak CHP ve Millet İttifakının en büyük açmazı olarak görünüyor.

Sonuç olarak; Türk toplumu sağduyusuyla birçok sorunun içinden çıkmasını bilmiş, tarihi bin yılları aşan bir siyasal medeniyete sahip. Kendisine hizmet eden veya hizmet edeceğine inandığı siyasi hareketleri tahlil etme kabiliyetine haiz bir topluluktur. Dolayısıyla piyasa da oluşturulan her türlü siyasi algı ve manipülasyonlara rağmen en doğru kararı verecektir şüphesiz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı