Neydek
YAZARLAR

Yargısız infaz ve Nihat Doğan…

Nihat Doğan’dan ve yanlış yönlendirdiğim Türk halkından özür diliyorum” deme erdemini gösterebilecek mi dersiniz? İzleyip göreceğiz…

Geçtiğimiz aylarda elim bir cinayet hadisesine kurban edilen “Özge can Aslan” olayının hemen akabinde attığı iddia edilen bir tweet ile gündeme gelen Nihat Doğan, paylaştığı söylenen tweetten dolayı hakkında açılan davada takipsizlik kararı verilmek suretiyle aklandı.

Olayların vuku bulduğu o günleri hatırlıyorum. Birçok şeyler söylendi ve yazıldı ama beni en çok dehşete düşüren şey, Ahmet Çakar isimli eski bir hakemin spor yorumculuğu yaptığı bir televizyon kanalında, canlı yayında Nihat doğanı linç girişimiydi!

Nihat’ın kendisini savunmasına dahi fırsat bile vermeden ithamda o kadar ileri gitti ki, konuya vakıf olmayan insanların Nihat Doğan’ı merhum Özge Can’ın katili zannetmesine ramak kalmıştı.

Bir an gözümde 28 Şubat’ın meşhur ‘en kıl men’i olarak kayıtlara geçen Reha Muhtar geliverdi. Hani şu meşhur “acı var mı acı” repliğinin sahibi! Her fırsatta alimleri, hocaları ve tüm Müslümanları tahkir ve tezyif edebilmek için kurgular yapan Reha Muhtar’ı ve çalıştığı televizyon kanalına “reyting” yaptırma uğruna 70 yaşındaki adama kumpas kurup, “ telekız” marifetiyle yatak odasını çekip, kişisel zafiyetini cümle aleme deşifre edip de intiharına sebep olan Uğur Dündar’ ı hatırlattı bana Ahmet Çakar!

Türlü entrikalar çevirip Ali Kalkancı ve Müslüm Gündüz’leri uçkurundan avlayıp, cümle İslam alemini neredeyse ‘cinsi sapık’ ilan eden ‘kartel medyası’ ve darbeci zihniyetin akıl tutulmasını resmetti bir an! Felaket tellallarının her yeri sardığı o günlerde akı kara, karayı ak göstermekte mahir bir zihniyet, bütün zihinleri esir almış, ruhlara korku salarak sindirmiş ve suçlamalar karşısında aciz kalan masumlar kendilerini savunmak yerine “en az zararla savuşturma” stratejisine dört elle sarılmış vaziyette ‘evet yaptım ama niye yaptım’ pozisyonu alarak kendilerini kurtarma çabasına düşürülmüşlerdi.

Aynı şeylerin bir benzerin yıllar sonra hatırlamak elbette çok üzücü. Tam da insan hakları, kişilik hakları, demokrasi, gelişim falan dediğimiz bir zamanda, ekranlara bir adam çıktı ve bağırmaya başladı!

Halbuki Ahmet Çakar gözlerini ayırıp cin çarpmış gibi bağırıp çağırmasaydı, Nihat Doğan’ı suçlayıp kamuoyu önünde basitçe şov yapmak yerine kendini savunmasına fırsat verseydi, Nihat Doğan, bugün mahkemeden öğrendiğimiz gerçekleri anlatacaktı belki de…

Hadise şuydu: Nihat Doğan, o gün birçok tweet atarak, Özgecan olayı konusunda üzüntüsünü dile getirmişti. En son paylaşımıysa “idam geri gelsin” başlıklı bir tag oldu. Bunun üzerine Ahu Sungur isimli bir hanım “Mini eteği ahlaksızlık olarak görüyorsan survivor da bikinili insanların arasında yarışmayacaksın o zaman” şeklinde bir cevap yazar.

Bunun üzerine Nihat Doğan hanımefendiye hitaben özelden mesaj göndermek suretiyle “Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da bas bas bağırmayacaksınız” şeklinde bir cevap gönderir.

İşte meselenin özünü teşkil eden, bu kişiye özel atılan mesajdı. Bir kişiye cevaben özelden gönderilen bu mesaj, sanki Nihat Doğan tarafından genel bir paylaşım yapılarak Özge Can’a ithaf edilmiş gibi gösterilir. Nihat Doğan, muhafazakar söylemleri yüzünden kamuoyunda rezil edilmek istenmiştir aslında. “Kısas gelmelidir” dediği için, hülasa İslam’ın bu tür cinayetlerin engellenmesi için çözüm olarak sunduğu “kısas” emrini benimsediği için, din düşmanı bir kitle tarafından yok edilmek istenmiştir. Madalyonun arka yüzündeki resim tam da budur.

Nihat Doğan bu olayın ardından adeta kadın düşmanı, gerici yobaz ve daha nice kötü sıfatlarla suçlanarak nerdeyse sosyal hayattan “tecrit” edilmek istendi. Birçok programı iptal edilirken, tuttuğu futbol takımının toplantılarından dahi men edilinceye kadar türlü “sosyal işkencelere” maruz bırakıldı. En önemlisi Türkiye toplumu üzerinde çok çirkin bir iftiraya maruz bırakılarak itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bu konuda maalesef kısmen başarılı olundu da!

Hal böyleyken, Nihat Doğan”a, bas bas bağırarak, canlı yayında, kamuoyunun önünde “Türk halkından özür dile nihaaat” diyerek adeta azarlayan, tehditler savurarak suçlayan Ahmet Çakar isimli emekli hakem, acaba yine aynı şekilde kendi programında ve aynı ses tonuyla “Yanlış yaptım, hata ettim. Nihat Doğan’dan ve yanlış yönlendirdiğim Türk halkından özür diliyorum” deme erdemini gösterebilecek mi dersiniz? İzleyip göreceğiz…

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu, 1962 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yaptı. 1981 yılında askerlik görevini Ağrı ilinde tamamlayarak askerlik dönüşü evlendi ve yaşamını Avrupa'da sürdürme kararı aldı. İsviçre, Almanya ve İtalya'da uzun yıllar kaldı. 1993 yılında yeniden ülkeye dönüş yaparak aktif gazeteciliğe başlayan Mercanoğlu, aynı yıl “Vahdet fm” isimli radyoyu kurarak 2000 yılına kadar devam ettirdi. 28 Şubat darbesi mağdurlarından olan Mercanoğlu, 1998 yılı Ekim ayında “Başörtüsüne verdiği destek sebebiyle” TCK'nın 312/b maddesine muhalefetten ( Düşünce suçu) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanarak cezaevine konuldu
Bir müddet hapis yattıktan sonra suçsuz bulunarak tahliye oldu. Ne var ki hapisten çıktıktan sonra da dönemin darbeci güçleri tarafından yapılan psikolojik baskılara daha fazla dayanamadı ve yurt dışına kaçarak 2 yıl Londra'da ikamet etti. İngiltere'de kaldığı zaman içerisinde ingilizce eğitimi aldı. Orta derecede İngilizce bilen Mercanoğlu, Londra'da yayımlanan Olay gazetesinde “03 Yazıları” başlığı altında makaleler neşrederek gazetecilik hayatını devam ettirdi.
2002 yılında yeniden Türkiye'ye döndü. Bir müddet ticaretle meşgul olduktan sonra Genç Kalemler adında haftalık bir gazete çıkarttı. 3 yıl aralıksız çıkan gazeteyi daha sonra maddi olanaksızlıklar sebebiyle kapatmak zorunda kaldı. Yerel ve ulusal gazetelerde makaleler yazmanın yanı sıra, zaman zaman radyo ve televizyon kanallarında siyasi yorumculuk yaptı.
Evli ve 8 çocuk babası olan Hamza Mercanoğlu, halen Gaziantep'te günlük yayımlanan Referans gazetesi ve ulusal yayımlanan Milat gazetesinde köşe yazıları yazmakla birlikte, Bahartürk TV'de siyasi yorumculuk yapmaktadır. Ayrıca, aylık olarak yayımlanan Times of Turkey adlı derginin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek