YAZARLAR

Ya Avrupa ya ölüm

Times of Turkey yazarı Betül Güngör'ün "Ya Avrupa ya ölüm" başlıklı yazısını okuyun...

Bu yaz İslami otellerin kıyılarında, beş yıldızlı otellerin plajlarında, pansiyonların yakınlarında Ege ve Akdeniz’in sularına kendimizi bırakacağız. Haşemalarımızla, mayolarımızla, şortlarımızla tuzlu sulara dalacağız, dalga seslerini dinleyeceğiz, yakamozları izleyip romantik düşüncelere dalacağız.

Denizimiz açıklarındaki turuncu can yeleklerini, ayaklarımızı yakan kumlara vuran bebekleri, girdiğimiz suda titreye titreye can veren mültecileri, mavi bayraklı sahillerde bile rastlayabileceğimiz alabora olmuş botları umursamayacağız.

Çünkü biz onlara üzüldüğümüzü söyleyerek vicdanımızın zekatını verdik ve bitti. Onları ülkemize kabul eden hükümete oy vererek, sorumluluğumuzu da siyasilerin omuzlarına attık. Şimdi tüm yılın yorgunluğunu (!) bu enfes tatilimizle ya da helal otellerdeki soluklanmamızla atabiliriz.

BU MÜLTECİLER NEDEN ÖLÜM YOLCULUĞUNA ÇIKIYOR?

Ben iki kuşak öncesi paslı filikalara bindirilerek Karadeniz’e gömülen, bu sürgünden şans eseri kurtulanların karşı tarafa geçtiği bir gelenekten geliyorum. Atalarımızın cesetlerini yedi diye balık konmayan sofralar biliyorum. 15 dakika içinde evlerini terk etmezlerse öldürülecekleri, onu da bırakın türlü işkencelere ve namuslarına tasalluta varacağının tehditliyle yaka paça denize atılanla bunlar arasında fark var mı? Zalimin ettiği açısından hiçbir fark yok. Mecbur kalma, ülkelerinin cehenneme çevrilmesi açısından da bir fark yok.

Kimseyi bunun için suçlayamayacağımız çok ince bir nüans var. Hayatta kalabilmekle daha iyi bir hayat sürebilmek için denizde mücadele verme… Bu mültecilerin çoğunluğu batıdaki akrabaları gibi refah içinde yaşamayı istiyor. Bu bir suç mu asla. Ama çocuklarını bu tehlikeye atacakları kadar gözlerini karartmış olmaları ve genelinin aslında maddi durumunun çok da kötü olmadığı gerçeği bir hayıflanma meydana getiriyor.

GÖÇMEN Mİ MÜLTECİ Mİ?

Özellikle medyada deniz ya da kara yoluyla batıya geçmeye çalışanlar için “göçmen” ifadesinin kullanılması kasıtlıdır. Çünkü göçmenlik gönüllülük esasına dayanır ve ülkeler kabul etmek zorunda değildir. Fakat ülkesindeki savaş, açlık, terör vb. nedenlerde kaçmak zorunda kalan Mültecileri başka bir tabirle Sığınmacıları uluslararası anlaşmalar gereği kabul etmek zorundadır. Bu yüzden mültecileri kabul etmek istemeyen batı onlara göçmen diyerek “zorunluluğunu” ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

BU İNSAN KAÇAKÇILIĞINA İLİŞKİN BASININ ÜZERİNE GİTMEDİĞİ BİRKAÇ MESELE…

Hepsi Suriyeli gibi görünse de Iraklı ve Afgan mültecilerin de tercih ettiği ölüm yolculuğunda Sahil Güvenlik Ekiplerinin başarılı operasyonları görmezden gelinemez. Lakin Yunan adalarına yakın yerlerde batan bot veya tekneler sonucu hayatını kaybeden mültecilerin cenazelerinin ne olduğuna dair yapılan bir çalışmaya rastlamadım.

Bu mülteciler nereye defnediliyor, bir dini ritüel yapılıyor mu yapılıyorsa hangi dine göre yapılıyor. Ve asıl soru bu mültecilerin organlarına ilişkin. Böyle bir ölümle karşılan mültecilerin organlarının nakilde tıbben kullanamayacağı söyleniyor. Peki ya yaralılar?

Sahte yelek satanlar, teknelerini kiralayanlar, botları temin edenler için çok sık rastlanmasa da operasyon yapılıyor, ceza veriliyor. Ama bu yelekleri imal edenler, tekne sahibi tur firmalarına ilişkin bir şey yapılmıyor. (Times of Turkey / Haziran)

Betül Güngör

Betül Güngör

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir