Neydek
YAZARLAR

Türkiye’nin İslam coğrafyası ile bağlantısı kesilmek isteniyor

Tarih yeniden tekerrür ediyor aslında. Safevi ve Osmanlı'nın mezhep üzerinden iktidar savaşları yeniden canlanıyor. Bu psikolojik savaşı, askeri bir pozisyona gelmeden ancak yeni bir Kasr-ı Şirin andlaşması bitirebilir.

Türkiye son dönemlerde büyüyen ekonomosi, çok yönlü diplomasisi, küresel imajı, bölgesel idealleri ve siyasi ideolojisi gereği İran üzerinden bir engelleme stratejisi ile durdurulmak isteniyor. Türkiye her ne kadar Neo-Osmanlı teorisini, İran’da her ne kadar Şii Hilal’i teorisini dillendirmesede veya öyle bir iddiamız yok deselerde böyle bir realite uzun vadede her iki taraf içinde stoklarında hazır bir şekilde duruyor.

Politikları bu teorilere göre şekilleniyor. Sadece yöntemler farklılaşabiliyor. Türkiye’nin Neo-Osmanlı teorisi mezhepcilikten ziyade ümmet birliği ekseninde ilerliyor. İran’ın Şii Hilal’i mezhep üzerinden merkezileşmiş bir teori. Neo-Osmanlı en çokta İran gibi mezhebe dayalı bir devleti rahatsız ediyor. İran’ı rahatsız ettiği kadar Batı’yı da rahatsız etmiş olmalı ki; Batı, İran’ın bölgede rahatça koşmasından rahatsız değil. Muhtemelen ortak noktada buluştukları belli başlı politikaları mevcut.

İran üst düzey komutanlarını dahi feda edecek kadar Suriye’de, yine İran, ehl-i sünnete en yakın ( Şii’lerin diğer kollarına göre) Zeydileri Şii ekseninde ayaklandıracak kadar Yemen’de at koşturabiliyor. Suriye’de Türkiye’nin politikalarına karşı askeri mücadele verirken, Yemen’de Arabistan’ın toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik bir askeri mücadele veriyor.

Türkiye’nin ümmet kavramı İran’ı rahatsız etmesi gayet doğaldır. Tarihinde Müslümanlarla savaşmayı kendine vazife edinmiş, tarihi sendromları, hastalıkları olan, Müslümanların parçalanmasına neden olan, mezhebini herşeyden üstün tutarak Makyavelist politikalar icra eden İran, adeta bölgeye ihanet ediyor. Şii Seddi çekerek, Türkiye’nin ümmet kavramını baltalamak, Türkiye’nin Müslümanlarla olan coğrafik hatlarını bununla paralel olarak kadim ve kültürel tarihi geçmişinin izlerini de koparmak istiyor.

Tarih yeniden tekerrür ediyor aslında. Safevi ve Osmanlı’nın mezhep üzerinden iktidar savaşları yeniden canlanıyor. Bu psikolojik savaşı, askeri bir pozisyona gelmeden ancak yeni bir Kasr-ı Şirin andlaşması bitirebilir.

İran’ın Değişimi

Bir dönem, İslam coğrafyasının entelektüellerini yetiştiren İran, bugün İslam aleminin menfaatine bırakın entelektüel yetiştirmeyi, aksine İslam’a zarar veren bir anlayışı şiar edinmiş durumda. İran, İslamiyet’i Şii mezhepli bir eksene oturtup tekel bir konuma getirmek istiyor. Bunun için önceliklerinin arasında Türkiye’yi egale etmekte var. Aynı anda Arabistan’ı çevrelemesi gerekiyor. Ortadoğu’dan küresel pazara sunulan petrolün çıkışlarını kontrol altına alması da gerekiyor.  Zaten en önemlisi ekonomik bir daraltma. Eğer İran, bölgenin ekonomik lojistiğini kontrolüne geçirirse, ideallerin en zor kısmıda gerçekleşmiş olacaktır. Bab’ül Mendep, Hürmüz boğazı gibi yerlerin İran’ın eline geçmesi bölge için en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır.

Tahran ve Riyad Çekişmesi

İran ve Arabistan arasında Yemen’den Afganistan’a kadar ulaşan mezhep üzerinden üstünlük kurma ideallaeri bölgeyi karanlık bir istikbale sürüklemekte. Arabistan bunu ekonomik olarak desteklerken İran, paramiliter yapılar ( Şii Ensarullah, Hizbullah ) üzerinden icra etmekte. Arabistan’ın mezhepçi yaklaşımı ve Batı’nın rejim değişikliği politikaları propagandası ile İran, uyguladığı mezhepçi politikalar ve desteklediği paramiliter yapılar için bir sis perdesi oluşturmaya çalışmaktadır. Kısacası İran kendini savunma pozisyonunda göstererek, yaptığı her türlü faaliyeti meşru kılma çabası içerisinde.

İki devlet arasındaki bu mezhep temelli politikalar Müslümanları, Hristiyanların 30 yıl savaşlarına benzeyen Müslümanlara uyarlanan bir savaşa sürüklemekte. Tahran ve Riyad arasındaki ilişkinin bu saatten sonra diplomatik boyutu olmayacağı aşikar. Fakat, bu krizin asaleten askeri boyuta ulaşmaması içinde sükuneti sağlayacak bağlayıcı, vakar politikalar devreye konulmalı.

Batı’nın Tutumu

Batı, bekle-gör politikası bağlamında sessizliğini koruyor. Batı, İran ve Arabistan’ın politik karakterini hesap ederek, yapılacak hamleleri önceden belirlemekte ve gardını ona göre almaktadır. Arabistan’ın kuşatılmışlık hissi ile verebileceği her türlü reaksiyon, İran’ın Şii Seddi uğruna her şeyi yapabileceği ihtimalleri vs.

Batı gerektiğinde hesap etmediği veya beklemediği bir reaksiyon karşısında kendi müdahalesini yaparak, bu krizin kontrolü dışına çıkmasına izin vermiyor. Zaten krizi kendiniz yönetebiliyorsanız, sizin için kriz değildir. Batı kontrol ettiği bu krizin meyvelerini yemek için sabırsızlanıyor ve kısa vadeli bir kazançtan ziyade uzun vadede kalıcı bir kazanç bekliyor. Yeni haritaları kendi menfaatleri doğrultusunda şekilendiriyorlar, anlaşamadıkları yerde aralarında bir paylaşım gerçekleştiriyorlar. Görünen o ki, gizli bir andlaşma ile bölge yeniden dizayn ediliyor.

En önemlisi Batı, bu mücadelenin sonucunda yorgun düşen, zayıflayan taraflara her türlü politikasını dayatacak ve altın vuruşu yine kendisi yapacak gibi görünüyor. İran’ın ilerleyen zamanlarda pek hükmü kalmayacak gibi.

Batı’nın Müslümanlara karşı tutumu dünyanın her yerinde bellidir aslında. Evrensel diye nitelendirdikleri değerleri, Müslümanlar ile karşılaşınca nedense bu değerler ortadan kayboluyor. Ne demokrasi kalıyor, ne de insan hakları vs. Müslümanlar mı bu evrende değil, yoksa evren mi Müslümanları tanımıyor, anlamlandıramıyoruz.

Ümmetin birliği esasında oluşturulan bir yapı, bölgeyi dış güçlerin kendi menfaatleri doğrultusunda dizayn etmesini ve Müslümanlara yapılan zulmü engelleyecektir. Ümmetin birlikte olmadığı bir çatısızlık, ümmeti dış güçlerin oyuncağı olmaktan kurtaramayacak ve bu güçlerin menfaatleri uğruna binlerce masum insan, Ortadoğu’da katliamlara maruz kalmaya devam edecek. (Times of Turkey / Haziran)

Muhammet Saymaz

Muhammet Saymaz

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek