YAZARLAR

Suruç’ta patlayan bomba üzerine

Bölge üzerinde yeni bir "harita dizaynı" oluşturma zamanı geldiğini düşünen emperyalistler, önlerinde engel olarak gördükleri AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'ı itibarsızlaştırmak, siyasi hayatını bitirmek için tüm operasyonları devreye koydular ve koyuyorlar.

Daha seçim atmosferine girilmeden önce birtakım çevrelerin “meşruiyyet” tartışmlarını gündeme getirmesi, Kandil denen terör yuvasının ve onun siyasi uzantısı olan HDP’nin “barajı aşamaz isek kıyamet kopar” nev’inden tehditleri sıradan bir seçim olmayacağını gösteriyordu.

Birkaç yıl öncesine kadar birbirlerine düşman olan biri Marksist, diğeri ise İslamcı ideolojiye sahip “PKK ve Paralel Örgüt” olarak bilinen yapıların bile birbirine kanka olabileceğini tahmin etmesekte, bu seçimin iyi ile kötülerin, Habil ile Kabil’in savaşının bir parçası olduğu apaçık, ayan beyan ortadaydı.

Üst akıl, Ortadoğu coğrafyası üzerinde onlarca hatta yüzlerce işgal planı yapmıştı. Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve en önemlisi Türkiye üzerinde tüm şer planlarını uygulayarak, bir yandan diğer sömürü ükelerine gözdağı vermek, diğer yandan da bölge halkını yıldırmak suretiyle “ölümü gösterip kansere razı etmek” istiyordu.

HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlayan bomba üzerindeki karanlık noktalar hala çözülemedi! Ortada bir eylem ve bir de fail var. Ancak failin Kanada’dan İngiltere’ye varıncaya değin birçok Batılı ülkenin gizli servisleriyle bağlantılı görüşmeler yapması kafalarda epeyce soru işareti bıraktı. Patlatılan bombanın, barajı aşmak konusunda ciddi sıkıntı yaşayan HDP’nin oylarında en az bir kaç puanlık bir artışa sebep olduğu ortada iken bu eylemin en çokta HDP’nin işine yaraması bir hayli düşündürücü!

Seçim kampanyaları boyunca HDP’ye destek konusunda anlaşan CHP ve paralel medya grubunun omuz verdiği HDP’li Önder Süreyya’nın, seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen akabinde “emanet oyların farkındayız ve layık olmaya çalışacağız” mealinde yaptığı açıklama ise gerek CHP ve gerekse paralel örgüt yapılanmasının ağzından yapılmış bir itiraf gibiydi.

Bölge üzerinde yeni bir “harita dizaynı” oluşturma zamanı geldiğini düşünen emperyalistler, önlerinde engel olarak gördükleri AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak, siyasi hayatını bitirmek için tüm operasyonları devreye koydular ve koyuyorlar.


 

suruçpatlaması
FOTO: Suruç’ta canlı bomba terörünün gerçekleştiği Amara Kültür Merkezi bahçesi.

Suruç’ta patlatılan bombanın ertesi günü, Gaziantep’te yapılan cenaze töreninde bulundum. Her ne kadar ideolojilerimiz uyuşmasa da, gencecik insanların hayalleriyle birlikte yok edilmesi vicdanımda derin bir teessüre sebep oldu. Törene gelen cenaze yakınlarının feryadı, yüreğimi burktu. Ülkemin gencecik insanlarının nasıl da ideolojik saplantılara kurban gittiğine bizzat şahit oldum.

HDP milletvekilleri Celal Doğan ve Osman Baydemir de oradaydı. Üzülenlerle beraber üzülmüş görünseler de, birisinin çıkıp “İstanbulda’ki gay’lerin eyleminde bile bulunurken Suruçta, direkt bir şekilde Kobani’yi ilgilendiren eylemde neden yoktunuz?” diye sormasını bekledim! Ancak acılar henüz çok tazeydi ve herkes kendi acısıyla meşguldü. Ya da kimsenin böyle bir soruyu sormaya cesareti yoktu.

Törenin ardından Suruç’ta olay mahalline gittim. Suruç, halen hadisenin şokunu üzerinden atamamıştı. Dükkanlar kepenk kapatmış ve halk tedirgindi! Kimse konuşmak istemiyordu, zaten bende tedirgin bir şekilde soruyordum. Zira kimin kim olduğunu ve nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordum. Bombanın patladığı yer bir bahçeydi, kalabalık bir halk topluluğu ve medya ordusu oradaydı. Birisi yanıma yaklaştı ve  “gazeteci ağabey ben olayı gördüm” dedi ve anlatmaya devam etti: “İşte şuradan çarşflı bir kadın girdi ve bombayı patlattı” dediğinde, yanında bulunanlar hemen onu teyyit ettiler. Manzara hiçte iç açıcı değildi. Sonrasında bana ağaçların gövdesine yapışıp kalmış canlı bombaya ait olduğunu sandığım ceset parçacıklarını gösterdiler! Çok iğrenç bir manzaraydı bu! İlk defa bir insan parçasını ağaç gövdesine yapışmış halde gördüğümden olacak ki, içimden kusmak geldi.

Suruç’ta görüştüğüm bir başka vatandaş ise canlı bombanın grupla beraber İstanbul’dan geldiğini ve açık bir kadın olduğunu ve olayı bizzat gördüğünü söyledi!

Görünen o ki herkesin kafasında oluşturduğu bir “katil portresi” bulunmaktaydı ve herkes kendi zihnindeki katili lanetliyordu. Oysa katil ya da katiller daha başka olabilirdi. Bunu hiçkimse düşünmek bile istemiyordu…


Türkiye ve Ortadoğu bölgesi üzerinde vuku bulan her terör saldırısını gerçekleştiren başka başka örgütler olsa da, bunlar ideolojik ve felsefik olarak karşıt görüşlere sahip olsalar da, tümünün arkasında mutlak surette ABD, İsrail ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist küresel güçlerin olduğunu düşünmem için tonlarca sebebim var. Zengin maden ve petrol yataklarına sahip olan bölge üzerindeki hakimiyetlerini yüz yıl daha sürdürebilme peşinde olan bu şer güçlerinin kendi ulusal çıkarları için yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın canına kıymalarının onların vicdanlarında derin yaralar açacağını düşünmüyorum. Zira, bahsettiğim güçler için bölgede yaşayanlar birer insandan ziyade rakamlardan müteşekkildirler.


 

Fransa’da Charlie Hebdo dergisinde 12 kişinin öldürülmesiyle istisnasız bir araya gelen dünya liderlerinin, söz konusu Suriye’de öldürülen 300 bin kişi olduğunda dahi kıçlarını kımıldatmadıklarını görmek bu tezimi destekleyen en önemli gerekçe değil midir?

Türkiye’de son zamanlarda sistematik şekilde başlatılan şehir terörünü kimin ya da hangi örgütün gerçekleştirdiğinden ziyade, kimin işine yaradığına bakmamız, asıl faillerin kimler olduğu konusunda aydınlatıcı olacaktır. IŞİD’in yaptığı bir eylem, seçim atmosferinde en fazla HDP’nin işine yarıyorsa, HDP’nin yükselmesi en çok hangi ülkelerin Türkiye üzerinde nüfuzunun artmasına sebep oluyor diye sormamızı gerektirir.

Dün gece Türk F16’ları eş zamanlı olarak hem IŞİD hem de PKK mevzlerini bombaladı. Türkiye fiilen Suriye savaşının bir tarafı ve parçası oldu. Bu aslında Batı’nın dört yıldan bu yana isteyip bir türlü başaramadığı bir şeydi. Ancak bunun Türkiye açısından gerekliliği elzemdi. Yani Türkiye bu savaşın içerisine Batı istiyor diye girmedi, aksine kendi güvenliği ve savunması açısından tehdit oluşturan terör örgütlerine karşı göstermiş olduğu direnç ve refleksiydi.

ABD başta olmak üzere Türkiye’ye övgü dolu sözler yağdırırken, bu meseleyi kendi işgal projelerini hayata geçirebilmek çin uzun vadeli ve göreceli yeni bir plan eşliğinde kullanmak isteyecekleri aşikardır. Ancak Türkiye’ninde bir planı var ve Türkiye’nin planı Batılıların planıyla hiç de uyuşmuyor.

Bölgede huzur ve barış isteyen Türkiye, öncelikle kendi iç meselesi olan PKK’yı tehdit olmaktan çıkartabilmek için barış kartını ortaya koyarak “çözüm sürecini” gündeme getirdi ve bunda iki yılı aşkın bir süre başarılı oldu. Ancak ortaya konulan tüm iyi niyetlere rağmen PKK üst akılın verdiği talimatlar doğrultusunda, IŞİD’le birlikte hareket ederek Türkiye halklarının bütününe karşı topyekun bir katliam projesinin ortakları olmuşlardır.

Çözüm süreci isim olarak varlığını sürdürse de, fiilen bitmiştir ve Türkiye PKK ve IŞİD başta olmak üzere terör örgütlerini bitirme konusunda kararlılığını göstermiş, her iki örgütün karargahlarını bombalayarak terörle mücadelede yeni bir döneme geçiş yapmıştır. Dün barış süreci konusunda haklı olan Türkiye Devleti, bugün hava operasyonları konusunda da bir o kadar haklıdır.

Asıl soru bundan sonra ne olacak olmalıdır. Bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını herkesin bilmesi gerekir. Bölgeyle ilgili her ülke ve her grup yeni bir strateji ve plan değişikliğine gitmek için hazırlık yapmaktadır. Türkiye’nin yeni stratejisi tamamen savunma amaçlı ve dirence dayanan bir politika olmalıdır. AK Parti-CHP koalisyonu bu ülkenin sorunlarını çözemeyeceği gibi, daha karanlık bir kaosa da sürükleyebilir. Zaten asıl planlanan şey budur. AK Parti’nin siyasi itibarı ve gücü daha fazla zayıflatılarak bölge üzerinde “anti emperyalist” duruşuyla tek alternatif olan kudret elinin çekilmesi sağlanmak istenmektedir.

Taşlar yeniden yerinden oynadı, herkesin bir planı ve tuzakları olsa da bilinmelidir ki  Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu, 1962 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yaptı. 1981 yılında askerlik görevini Ağrı ilinde tamamlayarak askerlik dönüşü evlendi ve yaşamını Avrupa'da sürdürme kararı aldı. İsviçre, Almanya ve İtalya'da uzun yıllar kaldı. 1993 yılında yeniden ülkeye dönüş yaparak aktif gazeteciliğe başlayan Mercanoğlu, aynı yıl “Vahdet fm” isimli radyoyu kurarak 2000 yılına kadar devam ettirdi. 28 Şubat darbesi mağdurlarından olan Mercanoğlu, 1998 yılı Ekim ayında “Başörtüsüne verdiği destek sebebiyle” TCK'nın 312/b maddesine muhalefetten ( Düşünce suçu) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanarak cezaevine konuldu
Bir müddet hapis yattıktan sonra suçsuz bulunarak tahliye oldu. Ne var ki hapisten çıktıktan sonra da dönemin darbeci güçleri tarafından yapılan psikolojik baskılara daha fazla dayanamadı ve yurt dışına kaçarak 2 yıl Londra'da ikamet etti. İngiltere'de kaldığı zaman içerisinde ingilizce eğitimi aldı. Orta derecede İngilizce bilen Mercanoğlu, Londra'da yayımlanan Olay gazetesinde “03 Yazıları” başlığı altında makaleler neşrederek gazetecilik hayatını devam ettirdi.
2002 yılında yeniden Türkiye'ye döndü. Bir müddet ticaretle meşgul olduktan sonra Genç Kalemler adında haftalık bir gazete çıkarttı. 3 yıl aralıksız çıkan gazeteyi daha sonra maddi olanaksızlıklar sebebiyle kapatmak zorunda kaldı. Yerel ve ulusal gazetelerde makaleler yazmanın yanı sıra, zaman zaman radyo ve televizyon kanallarında siyasi yorumculuk yaptı.
Evli ve 8 çocuk babası olan Hamza Mercanoğlu, halen Gaziantep'te günlük yayımlanan Referans gazetesi ve ulusal yayımlanan Milat gazetesinde köşe yazıları yazmakla birlikte, Bahartürk TV'de siyasi yorumculuk yapmaktadır. Ayrıca, aylık olarak yayımlanan Times of Turkey adlı derginin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir