Neydek
YAZARLAR

Sürgünden 152 yıl sonra

Çözümsüz sorunlarımızı konuşup umutları tüketmek yerine yapabileceklerimizi yapıp umudumuzu arttıralım.

Bu yıl Çerkeslerin yani bizim vatanımızdan sürülüşümüzün 152. yılı. Her yıl olduğu gibi yine sürgün sırasında ne büyük acılar çekildiğinden bahsedildi.

Rus devletinin Çerkesleri anavatanlarından neden sürdüğü ile ilgili sebepler sıralandı. Yine bir gurup Kefken’de bizim için kapkara olan Karadeniz’e çiçek bıraktı. Başka bir gurup ‘muhatabının karşısında dimdik duracağız’ diyerek İstiklal caddesinde yürüdü. Mevlitler okutuldu. Kuranlar okundu. Hem gazete yazılarında hem de şartlarım elverdiğince organizasyonlarda ben de vardım elbette.

Yıllar önce bir gazete için ilk sürgün yazımı yazarken neredeyse yazının her satırı gözyaşlarımla ıslanmıştı. Günlerce de bu acının etkisinden kurtulamamıştım. Anne babaları ya da eşleri çocukları gözlerinin önünde durmadan ölen, sırf yaşasın diye çocuklarını başkalarına veren, gururları ayaklar altına alınan atalarım buna nasıl dayanıp yaşamış diye düşünmüştüm. Bugün memleketlerini terk eden Suriyelilerin her şeye rağmen yaşamak ve çocuklarını yaşatmak için yaptıklarını görünce daha iyi anlıyorum büyük büyük babamın neler çektiğini.

Ama insanoğlu işte… Sürekli acıyla da yaşanmıyor. İnsan zamanla her şeye alışıyor. Nasıl ki atalarımız dilini, örfünü, iklimini bilmedikleri bu topraklarda yaşamaya devam etmişlerse biz de acılarımızı unutmadan yaşamaya devam ediyoruz. Nitekim ben de sürgün yazılarını okurken artık eskisi kadar etkilenmiyorum. Biraz da yaşlanmanın etkisi var galiba. Artık olgunlaşma mı denir bilmiyorum ama geçmişi yaşamak yerine bugünü ve geleceği yaşamanın daha önemli olduğunu öğreniyor insan zamanla.

Bugün sürgün etkinliklerini ve yazılarını okurken biraz daha farklı gözle değerlendiriyorum. Bugüne kadar Çerkeslerle ilgili konuşan ve yazanların hep isyan halinde olduğunu gördüm. Çoğunlukla Çerkes toplumunun duyarsız, umarsız olduğundan umutsuz ve çözümsüz sözler dökülürdü kalemlerden ve dudaklardan. Bugün de yazılanlara baktığımda benzer şeyleri görüyorum. Sürekli dilin yok olduğundan, kültürün bozulduğundan dolayısıyla da asimilasyonun kaçınılmaz olduğundan bahsediliyor.  Bireyci bir toplum olduğumuz bir araya gelip birlik olamadığımız ve bunun da bizi yok oluşa götüreceği söylemi sürekli tekrar ediliyor.

Eskiden ben de böyle düşünüyordum ama bugün gördüklerim ve yaşadıklarım kesinlikle Çerkes toplumunun geleceğinin umutla dolu olduğunu bana gösteriyor. Eskiden asla bir araya gelemeyen insanlar tartışsalar bile birlikte konuşup proje üretebiliyorlar. Etkinliklerin sayıları ciddi bir şekilde arttı. Hemen her şehirde anma programı yapılıyor. Geçmişte cami avlusuna girmeyen insanlar sürgün için okunan mevlidi dinlemek için camiye geliyor. Hatta birbirine rakip ideolojilere sahip kişiler aynı masada oturup nezaket dairesinde tartışabiliyor. Asimile olduğu iddia edilen Çerkes gençleri bir şekilde kimliklerini öğrenmeye çalışıyorlar.

çerkes

Bir yandan da dünya gelişmeleri Çerkeslerin vatanlarını ve kimliklerini hatırlamalarına yardımcı oluyor. En çok Çerkes nüfusun yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti devletinde de ilginç gelişmeler oluyor. Resmi olarak Çerkesleri hain sıfatıyla damgalayan devlet diziler aracılığıyla da olsa onların hain değil kahraman olduğunu söylüyor. Çerkeslerin kimliklerini ve vatanlarını güçlü bir şekilde hatırlayacaklarını anlayan Rusya da buna karşı tedbirlerini arttırmaya başlıyor. Elbette bütün bunlar bugünden yarına Anavatanı ve toplumumuzu asimilasyondan kurtaracak olaylar değildir. Ama en azından toplumda küçük de olsa bir kıpırdanmanın olduğunu ve geleceğin güzel olabileceğini gösteriyor.

Her zaman söylediğim bir şey var; hayata nasıl bakarsanız hayat ta size öyle bakar. Bu anlayış bireyler için olduğu gibi toplumlar için de geçerlidir. Öyleyse çözümsüz sorunlarımızı konuşup umutları tüketmek yerine yapabileceklerimizi yapıp umudumuzu arttıralım.

Yusuf Taş

Yusuf Taş

1967 yılında Kayseri'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. Halen Kafdağı Eğitim ve Kültür Derneği'nin başkanlığını yürüten ve serbest avukatlık yapan Yusuf Taş, Rusya-Türkiye ilişkileri üzerine çalışmaktadır. Çerkesce, Rusça ve İngilizce bilen Yusuf Taş, evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek