Neydek
YAZARLAR

Kurtuluşun adı Osmanlı ruhu

Yüz binlerce insan yok edilmiş, bir o kadarı sakat kalmış ve on binlerce kanda tecavüz edilmiş ne gam! Bak adam itiraf ediyor işte! Bomba falan yokmuş! Şu Amerikalılar da iyi adamlar yahu!

Baba Bush’un 1. Körfez Savaşı’nda Irak’ı vurmasıyla başladı Ortadoğu’nun kıyameti! Herkes Amerika’nın tarafını tutuyordu, öncel tehdit Saddam olarak belirlenmişti. Hatırlıyorum o dönemi. Pencerelere bile plastik sera örtüleri kaplamıştı bölge halkı. Hani Saddam’ın kimyasal bombaları vardı ya! Şu ABD’nin diline dolaya dolayı Irak’ı işgal edip, Saddam’ı alaşağı edip, demokrasi getireceği vaadine gerekçe yaptığı ama bir türlü bulamadığı, yıllar sonra da yetkililerinin çıkıp “Aslında kimyasal falan yokmuş, biz hata etmişiz” dediği bombalar…

Yüz binlerce insan yok edilmiş, bir o kadarı sakat kalmış ve on binlerce kanda tecavüz edilmiş ne gam! Bak adam itiraf ediyor işte! Bomba falan yokmuş! Şu Amerikalılar da iyi adamlar yahu!

Canın bir yeri işgal etmek mi istiyor? Hiç sorun değil. Atarsın ortaya bir yalan, önce kamuoyunu yalanına ekmek arası yapar, ardından birde “terörist” yaftası peşinden eklersin “Ulusal güvenliğim tehlikede…”  Kimse de çıkıp demez “Be adam, Saddam’ın füzeleri 12 bin kilometre uçabilemez ki, seni nasıl vuracak?”

Hiç kendinize sordunuz mu? Dünyanın bütün teröristleri neden bu coğrafyada kümelenir? Ya da Müslüman olmak niçin potansiyel terörist olmakla anlaşılır? Aslında çok iyi anlıyorsunuz, ne demek istediğimi gayet net şekilde görüyorsunuz hatta. Yüz yıllardır kanla beslenen bir düşmanla savaşmaktayız. Yaşamak, daha forslu yaşamak için kendi kaynaklarıyla yetinmeyip, gözünü tüm dünyanın yer altı ve yer üstü kaynaklarına dikmiş olan “haçlı vampiri” İslam coğrafyasından asla vazgeçmedi.

Kudüs ile başlayan bölgesel savaş halen ve en şiddetli şekilde devam ediyor. Silahlar ve işgal yöntemleri değişse de, amaç hiç değişmedi. En başından bilindik stratejilerini sürdüre gelen melanet güruhu aynı senaryoları defalarca uygulasalar da bir türlü uyanamadık, anlayamadık. Belki de anlamak istemedik.

İslam dünyasında “Böl-Parçala-Yut”

taktiğiyle iş gören vampir Batı,

günümüzde de bu oyunu sürdürmektedir.

Mezhep kavgaları ve etnik köken ayrımcılığı politikalarını ortaya atarak, satın aldıkları çakal sürüleri marifetiyle kumpasını kurmakta hiçte zorlanmayan “şer güçler” en çok ta günümüzde başarılı olmaktadırlar. Bunun sebepleri arasında en önemlisi, toplumların din ve kültür hafızaların unutturmak hususunda gayet başarılı olmalarıdır. Gençlerin dimağları, teknolojik toplu iletişim araçları vasıtasıyla, günlük yaşamın gerçekliğinden, eğlence ve zevkin ön plana çıktığı “Sanal” bir dünya da adeta “Araf” hayatında tutularak, geçmiş bağlarından kopartıldığı gibi, gelecekle olan irtibatının da kesildiğini görmekteyiz.


İslam’ın öğretisi olan “ vefa, azim, dostluk, fedakarlık” ve benzeri ahlaki değerlerden hızla uzaklaşıp, “tekil ve bencil” bir yaşama mahkum edildiği konusunda her kesin müşteki olduğu bir vakıadır.  Sistematik şekilde, bilinçli bir program uygulayan “Haçlı batı”  Bu coğrafya da kendilerinin tezgahına gelmeyen, oyunlarını yutmayan ve başkaldıran her ferdi “Terörist” yaftası vurarak toplumun ön yargısına hedef yaparak, imhasına meşru bir zemin oluşturmaktadır. Mısır, Sudan, Libya, Suriye ve topyekun İslam coğrafyalarında uygulanan plan maalesef tıkır, tıkır işlemektedir.


 

Halkı yönetmek için çeşitli hile ve desiselerle iş başına getirilen “Kukla” yöneticiler gerektiğinde binlerce masumu katletmekten çekinmemektedirler. Bunun en son örneklerini Suriye ve Mısır’da yaşayarak gördük. Aynı kumpas Türkiye’de yapılmak istendiyse de muvaffak olunamadı zira kadim bir geleneğe sahip olan Türkiye’de hala hakim olan “Osmanlı” kültürü, adaleti öngören sağlam temeller üzerine bina edilmiş bir yapıdır. Her ne kadar son dönemlerinde “Haçlı” zihniyetinin algı operasyonlarına maruz kalıp içten içe bir çöküş yaşasa da, cevherinde barındırdığı “maneviyat” madeni en zor koşullarda dahi öz yapısını korumuştur. Zaten Batı dünyasını en fazla korkutan ve yüreğini titreten şeyde bu coğrafya üzerinde ki kadim Osmanlı medeniyetinin neş-ü nema bularak yeniden zuhur etmesidir.

Bu gün Ortadoğu ve Balkanlar üzerinde yaşanan hiçbir hadise bundan bağımsız değildir. Bütün kumpaslar, kalkışmalar ve toplumsal olaylar Türkiye merkezli düşünülerek planlanmaktadır. Bu toprakların gerçek sahibi olan bölge halklarının toparlayıcı gücü, aynı zamanda çekim merkezi olan Türkiye’nin kendine gelmesi, Osmanlı mirasına sahiplenmesi olarak algılanmaktadır ki öyledir.

Sorunlar bilindik, düşman gayet tanıdık ve çözümse geçmişin tecrübelerinde saklıdır. Adaleti ve vicdanı her şeyin önüne koyarak yapılacak her eylem hakkın ve halkın rızasına müteallik bir duruşu da beraberinde getirecektir. Korkarak geri gitmek, başınıza gelmesi muhtemel riskleri bertaraf etmez, sadece süreyi uzatır. O halde korkuları ve gerçekleriyle yüzleşmek en kolay ve doğru olandır. Bu coğrafyada yaşayan tüm halklar bilmelidir ki, düşman asla renk, mezhep ve nesep farkı gözetmeden bir imha planı hazırlamıştır. Bu plan gereği Türkler ne kadar kötüyse, Kürtler de o denli kötüdür! Aleviler ne kadar tehlikeliyse, Sünniler de o miktarda yok edilmeyi hak etmektedirler.

Kendi içerisinde birlik oluşturmaktan başka bir şans olmayan bölge halkları en başta içlerinde ki hainlerden ve başlarına getirilen zalim diktatörlerden kurtulmalıdırlar. Unutmamak gerekir ki, düşmanın gücü güçlü oluşundan değil, parçalanarak küçültülmüş olan bölge halklarının zayıflığından kaynaklanmaktadır.

 

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu, 1962 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yaptı. 1981 yılında askerlik görevini Ağrı ilinde tamamlayarak askerlik dönüşü evlendi ve yaşamını Avrupa'da sürdürme kararı aldı. İsviçre, Almanya ve İtalya'da uzun yıllar kaldı. 1993 yılında yeniden ülkeye dönüş yaparak aktif gazeteciliğe başlayan Mercanoğlu, aynı yıl “Vahdet fm” isimli radyoyu kurarak 2000 yılına kadar devam ettirdi. 28 Şubat darbesi mağdurlarından olan Mercanoğlu, 1998 yılı Ekim ayında “Başörtüsüne verdiği destek sebebiyle” TCK'nın 312/b maddesine muhalefetten ( Düşünce suçu) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanarak cezaevine konuldu
Bir müddet hapis yattıktan sonra suçsuz bulunarak tahliye oldu. Ne var ki hapisten çıktıktan sonra da dönemin darbeci güçleri tarafından yapılan psikolojik baskılara daha fazla dayanamadı ve yurt dışına kaçarak 2 yıl Londra'da ikamet etti. İngiltere'de kaldığı zaman içerisinde ingilizce eğitimi aldı. Orta derecede İngilizce bilen Mercanoğlu, Londra'da yayımlanan Olay gazetesinde “03 Yazıları” başlığı altında makaleler neşrederek gazetecilik hayatını devam ettirdi.
2002 yılında yeniden Türkiye'ye döndü. Bir müddet ticaretle meşgul olduktan sonra Genç Kalemler adında haftalık bir gazete çıkarttı. 3 yıl aralıksız çıkan gazeteyi daha sonra maddi olanaksızlıklar sebebiyle kapatmak zorunda kaldı. Yerel ve ulusal gazetelerde makaleler yazmanın yanı sıra, zaman zaman radyo ve televizyon kanallarında siyasi yorumculuk yaptı.
Evli ve 8 çocuk babası olan Hamza Mercanoğlu, halen Gaziantep'te günlük yayımlanan Referans gazetesi ve ulusal yayımlanan Milat gazetesinde köşe yazıları yazmakla birlikte, Bahartürk TV'de siyasi yorumculuk yapmaktadır. Ayrıca, aylık olarak yayımlanan Times of Turkey adlı derginin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek