Neydek
YAZARLAR

DİRİLİŞ (ERTUĞRUL)

Tarih okumak ayrıcalıklı bir öneme sahiptir benim için. Modern’itenin getirdiği uyuşukluk halinden bizar olduğumda, ahşap kapıların demir “kulplarından” çekerek, geriye doğru açıp, esrarengiz ve çarpıcı havasıyla soluk aldığım saf oksijen gibidir tarih…

Osmanlı tarihine ilgim çocukluk yıllarımdan başlar. Osmanlı padişahlarının hemen hemen tümünün ismini, hayatını ve saltanat yıllarını ezbere bilirim. Her seferinde ayrı bir okuma keyfi veren ecdad tarihi, uzun yıllar Avrupa’da yaşamış biri olarak, şahsıma verdiği küçük bir “eziklik” hissinin, kompleks olarak geri dönüşüm sağladığı benliğime “dermandır” çoğu kere…

Televizyon kanallarında, kokuşmuş hikaye lerin hüküm sürdüğü dizilerde, hiçbir sanat değeri olmayan senaryolarla, oyun gücünden ziyade “ fiziksel güzelliğe” dayalı filmlerden gına geldiği bir anda, TRT “Diriliş- Ertuğrul”  isimli diziyi ekranlara getirdi. Geçtiğimiz yıllarda, özel bir kanalda gösterilen ve sözüm ona “Kanuni” nin hayatını işleyen bir film, Ecdadıyla iftihar eden Türkiye halklarını epeyce rahatsız etmişti. Dizide Kanuni’nin hayatından başka her şey vardı. Sarayı adeta bir entrika yuvası şeklinde işleyen malum dizi, saray kadınlarının iktidar kavgalarını çok çirkin bir “müstehcenlik” le anlatırken bir yandan da Kanuni Sultan Süleyman gibi, ömrü at sırtında ve savaşlarda geçmiş, bir gün dahi sabah namazını kaçırmamış bir Sultanı, kadınların dizinin dibinden ayrılmayan seks kölesi gibi yansıtmıştı ekranlara.

TRT tam da bu atmosferde “Diriliş-Ertuğrul” dizisini yaparak gönlümüze su serpti. Diriliş dizisinin fanatik izleyicilerinden birisiyim. Her Çarşamba gününü iple çekiyorum, zira o kadar nefis bir işleyiş var ki, dizide heyecan hiç dinmiyor. Ertuğrul ile Halime Sultan arasında gelişen romantizm, tam da bizim örf ve ananelerimize uygun bir aşk hikayesine dönüşüyor. Kadın, erkek arasında ki “sevdalanma” hadisesi, İslam inancına uygun bir paralelde ve İslami hassasiyetler ön planda tutularak işleniyor. Haremlik, selamlık ve mahrem gibi kavramlar dikkate alınmış. Osmanlı’yı anlatırken elbette en öncel dikkat edilmesi gereken “örtü” meselesine hususen dikkat edilmiş. Kadın dizinin ana karakterlerinden gibi görünse de, tarihin seyri mahrem odalarda değil, meydanlarda yiğitlerin yüreğine ve bileğine bırakılmış.

“ kurdoğlu” ve Oba içindeki sinsi muhalefet oyunları orijinaline çok yakın. Tapınakçı’ların o dönemlerde ki varlığı ve  “Kudüs” emellerini gerçekleştirmek için verdiği kanlı savaşları ve İslam beldelerine sızma yaparak, İslam beldelerini içerden yıkma mücadeleleri tarihle çelişmiyor. “Sonuçta bir film” gerçeğini göz önünde bulundurarak bazı konular abartılmış ve belki seyir keyfini biraz arttırabilmek endişesiyle “fantastik” bazı kurgular eklenmişse de, tarihin ana rotasından çıkılmıyor. “ İb’ni Arabi” nin yaşadığı dönemle, Ertuğrul arasında daha uzun bir zaman olduğunu düşünmekle birlikte, bu konuda bazı tarihçilerin, yollarının kesişmesinin mümkün olabileceğini söylediğini biliyorum. Aslında karakterler oyuncularla o kadar bütünleşmiş ki, mesela Ertuğrul’u canlandıran Engin Altan Düzyatan’ın dizinin çekimlerine başlamadan, epeyce çalışma yaptığı ve Ertuğrul Bey hakkında bir hayli araştırma yaptığı hissi veriyor. Diğer oyuncularında aynı şekilde bu çalışmayı çok ciddiye aldıklarını gözlemledim şahsen.

TRT’nin Diriliş- Ertuğrul dizisi eminim klasikler arasına girecek ve tıpkı, başrolünü, anthony quinn’in  oynadığı “Çağrı” filimi gibi yıllar sonra bile yerine bir alternatifinin konulamayacağı bir çalışma olmuş. Bir izleyici olarak, Türk izleyicisine bir “Dünya klasiği” niteliğinde olan “Diriliş-Ertuğrul” dizisini kazandıran TRT başta olmak üzere, yapımda emeği geçen tüm oyuncu kadrosuna ve ekibine teşekkür etmeyi bir borç bilerek yazımı dizinin tüm ekibine ithaf ediyorum. Şunu da söylemeliyim ki, ben bir film eleştirmeni değilim ancak, TRT ve sevgili dizi ekibi yazımı iyi bir izleyici teşekkürü ve analizi olarak değerlendirecektir diye ümit ediyorum…

 

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu, 1962 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yaptı. 1981 yılında askerlik görevini Ağrı ilinde tamamlayarak askerlik dönüşü evlendi ve yaşamını Avrupa'da sürdürme kararı aldı. İsviçre, Almanya ve İtalya'da uzun yıllar kaldı. 1993 yılında yeniden ülkeye dönüş yaparak aktif gazeteciliğe başlayan Mercanoğlu, aynı yıl “Vahdet fm” isimli radyoyu kurarak 2000 yılına kadar devam ettirdi. 28 Şubat darbesi mağdurlarından olan Mercanoğlu, 1998 yılı Ekim ayında “Başörtüsüne verdiği destek sebebiyle” TCK'nın 312/b maddesine muhalefetten ( Düşünce suçu) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanarak cezaevine konuldu
Bir müddet hapis yattıktan sonra suçsuz bulunarak tahliye oldu. Ne var ki hapisten çıktıktan sonra da dönemin darbeci güçleri tarafından yapılan psikolojik baskılara daha fazla dayanamadı ve yurt dışına kaçarak 2 yıl Londra'da ikamet etti. İngiltere'de kaldığı zaman içerisinde ingilizce eğitimi aldı. Orta derecede İngilizce bilen Mercanoğlu, Londra'da yayımlanan Olay gazetesinde “03 Yazıları” başlığı altında makaleler neşrederek gazetecilik hayatını devam ettirdi.
2002 yılında yeniden Türkiye'ye döndü. Bir müddet ticaretle meşgul olduktan sonra Genç Kalemler adında haftalık bir gazete çıkarttı. 3 yıl aralıksız çıkan gazeteyi daha sonra maddi olanaksızlıklar sebebiyle kapatmak zorunda kaldı. Yerel ve ulusal gazetelerde makaleler yazmanın yanı sıra, zaman zaman radyo ve televizyon kanallarında siyasi yorumculuk yaptı.
Evli ve 8 çocuk babası olan Hamza Mercanoğlu, halen Gaziantep'te günlük yayımlanan Referans gazetesi ve ulusal yayımlanan Milat gazetesinde köşe yazıları yazmakla birlikte, Bahartürk TV'de siyasi yorumculuk yapmaktadır. Ayrıca, aylık olarak yayımlanan Times of Turkey adlı derginin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek