Neydek
YAZARLAR

Alman Karası

Gezi olaylarından bu yana Türkiye’nin içişlerine karışmayı gelenek haline getiren Alman basını, Türkiye’de meydana gelen enerji kesintisi ve aynı gün içerisinde meydana gelen, bir savcının şehit olması ve üç teröristin ölmesiyle ilgili gündemi çarpıtmaya ve Dünya üzerinde “Türkiye’de kaos” algısı oluşturmaya çalışıyor.

Almanya basınının, bu aşırı Türkiye hassasiyetinin ana temasını oluşturan yegane sebep,  elbette Ortadoğu petrollerine olan ilgisinden kaynaklanmaktadır. Türkiye, Ortadoğu’ya açılan en önemli kapıdır. Bölgeyle olan yakınlığı sadece sınırsal olmayan Türkiye, 12 yıldan bu yana “anti emperyalist” bir politika güden AK Parti tarafından yönetilmektedir. Almanya ve diğer Emperyalist ülkeler, sahibi oldukları sömürgeleri birer birer kaybetmektedirler. Kendi ekonomileriyle ayakta durmakta zorlanan bu ülkeler, genç nüfusa sahip olamadıklarından dolayı, panik ve gelecek endişesi içerisinde bir sağa, bir sola saldırmaktadırlar.

Dün birer makale yayınlayan “Frankfurter rundschau” gazetesinden Frank Nordhausen, Türkiye’de gelişen terör eylemleri ve enerji kesintisini atıfta bulunarak, Türkiye’de işlerin iyi gitmediğini, ekonomik büyümenin durma noktasına geldiğini, Cumhurbaşkan’ı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu arasında bir rekabet olduğunu ve AK Parti’nin sona yaklaştığını yazarak, yeni bir karartma yapmış.

Bir diğer Alman Gazetesi “Frankfurter Allgemeine Zeitung” gazetesinden Rainenr Hermann’da, aynı kalemden çıkmışçasına ifadeler kullanarak, hatta bir adım öteye giderek, “bu eylemlerin AK Parti tarafından tezgahlanmış olabileceğini” buna gerekçe olarak ta,” seçimlerde daha fazla oy alabilme kaygısını” belirterek, ahlaksızca bir iftirayı makalesine taşımıştır. Türkiye’nin Dünya üzerindeki itibarını zedeleme girişiminde bulunmuşlar.

Makalelerin  özünde, AK Parti ve şahsında Cumhurbaşkan’ı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik nefret ve husumet belirtileri hemen kendini açık ediyor. Gezi olaylarında, Türkiye hükümetine açık ve aleni bir şekilde tavır alan Alman basını, çeşitli kereler Erdoğan’ı itibarsızlaştırma girişimlerinde bulundular ve her ne hikmetse, Alman hükümetinin bu konuda en küçük bir müdahalesi olmadı. Zira Alman hükümeti ve basını Türkiye aleyhine yürütülen bu kampanyayı ortak yürütüyorlar.

Türkiye’de kaos algısı oluşturabilmek için en küçük fırsatları bile kaçırmayan Almanya hükümeti ve basını, Türkiye’de terör faaliyetlerine açık bir şekilde destek vermektedir. Türkiye’den kaçan teröristlerin üs olarak kullandığı Avrupa ülkelerinden en önemlisi Almanya’dır. On yıllardır, PKK ve DHKPC terör örgütlerinin tüm mali finansmanlarını bu ülke üzerinden sağladıkları yine bilinen bir gerçektir. Malum örgütlere finans sağlamasının yanında, lojistik destekte sağlayan Almanya’nın, Türkiye’de vuku bulan birkaç münferit terörist eylemleri büyüterek Dünya kamuoyuna yansıtması ve güya bu atmosferden Demokrasi ve Türkiye adına endişe duyduğunu ifade etmesi koca bir yalandır. Diğer bir önemli husus ise, PKK ile barış sürecine giren Türk hükümetini, terör belasıyla sürekli meşgul edebilmek amacı güden batılılar, şimdilerde DHKPC kartını ortaya sürdüler. Bu örgüt militanlarının en fazla olduğu ülke Almanya’dır. Benim şahsi kanaatim odur ki, dün Türkiye ‘de gerçekleştirilen ve bir savcının şehadetiyle sonuçlanan bu terör eylemi, Almanya istihbaratının bilgisi dahilinde olması muhtemeldir. Zira bu eylem en fazla Almanya’nın Türk hükümetine karşı yürüttüğü aleyhtar politikayla örtüşmektedir .

Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri hiçbir zaman Türkiye hükümetinin ve halklarının yanında  olmamış tır. Hakikat şu ki; Ortadoğu ülkelerindeki petrolleri yüz yıldan bu yana sömüren batılı Emperyalistler, Recep Tayyip Erdoğan’ın samimi söylemlerinin Ortadoğu halkları üzerindeki olumlu etkisinden rahatsızlar. Bunu zaman zaman açık bir şekilde söylemekten de çekinmiyorlar. Ortadoğu’nun sahip olduğu yer altı kaynaklarını sömürme konusunda sona geldiğini farkeden işgal güçleri, yüzyıllık yeni bir işgal projesini uygulamaya koydular. Eski bir “tapınakçı” metodu olan, ülkeleri içerden bölerek işgal etme planını işletmeye başladılar. Paralel hainleri işbirlikçi olarak seçen işgalciler, örgütün başında ki, haini satın almakta hiçte zorlanmadılar.

17-25 Aralık sürecinde yapılmak istenen şey tam da buydu. Paralel örgüt vasıtasıyla meşru hükümeti devirip, Erdoğan’ı sonsuza kadar ortadan kaldırmak asıl hedefleriydi. Ancak bunu başaramadılar, zira Türkiye halklarının “inanç” birlikteliğini hesaba katmadılar. Öngöremedikleri bir diğer hususta, bu bölgenin hala “Osmanlı” medeniyetinin parçaları olduğu gerçeğiydi. 600 yıllık kadim bir geleneğe sahip Osmanlı ruhu, bu bölgeyi hiçbir zaman terk etmemiştir. Uyduruk sınırlar ve satılmış diktatörlere rağmen manevi varlığını sürdüren bir Osmanlı olgusu, nihayet, Suriye iç savaşında kendini tamamen belli etti. Savaştan kaçan Suriye’li halk, en çok Türkiye’nin kapısını çaldı. Onlar bunu bilinçaltı bir yönlenmeyle yaptılar. Buraya geldiler, çünkü burası Osmanlı’nın toprakları ve esir düşmemiş, işgal edilmemiş tek ülkesiydi Müslümanların.

Alman muharrirleri Türkiye’yi Dünya’ya karşı, anti demokratik ve terör bölgesi olarak lanse etse de, Dünya biliyor ki, Türkiye, son 12 yılda hem ekonomide hem de demokrasinin gelişiminde çağ atlamış, kendi içerisinde vesayet sistemine son vermiş ve bunu da darbeyle ya da anti demokratik yöntemlerle değil, tamamen hukuk kurallarını işleterek yapmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan’ itibarsızlaştırma gayretine düşen Avrupa şunu bilmelidir ki, Erdoğan, sadece bir Parti Başkan’ı, Başbakan ya da Cumhurbaşkan’ı değildir. Erdoğan bir liderdir, Sadece Türkiye halklarının değil,  Osmanlı’nın mirası olan 12 milyon metre karelik coğrafya üzerinde yaşayan tüm Müslüman halkların tartışmasız kabul ettiği, benimsediği doğal lideridir.

Zaten Avrupa’nın korktuğu şeyde budur. Suudi Arabistan’da muhaliflerin çeşitli asılsız iddialarla kafalarının kesilmelerini anti demokratik bulmayan Avrupa’nın, üç tane ağacın kesilmesini yeryüzünün en büyük katliamı gibi canlı yayında göstermesinin başka ne sebebi olabilir ki?…

 

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu, 1962 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yaptı. 1981 yılında askerlik görevini Ağrı ilinde tamamlayarak askerlik dönüşü evlendi ve yaşamını Avrupa'da sürdürme kararı aldı. İsviçre, Almanya ve İtalya'da uzun yıllar kaldı. 1993 yılında yeniden ülkeye dönüş yaparak aktif gazeteciliğe başlayan Mercanoğlu, aynı yıl “Vahdet fm” isimli radyoyu kurarak 2000 yılına kadar devam ettirdi. 28 Şubat darbesi mağdurlarından olan Mercanoğlu, 1998 yılı Ekim ayında “Başörtüsüne verdiği destek sebebiyle” TCK'nın 312/b maddesine muhalefetten ( Düşünce suçu) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanarak cezaevine konuldu
Bir müddet hapis yattıktan sonra suçsuz bulunarak tahliye oldu. Ne var ki hapisten çıktıktan sonra da dönemin darbeci güçleri tarafından yapılan psikolojik baskılara daha fazla dayanamadı ve yurt dışına kaçarak 2 yıl Londra'da ikamet etti. İngiltere'de kaldığı zaman içerisinde ingilizce eğitimi aldı. Orta derecede İngilizce bilen Mercanoğlu, Londra'da yayımlanan Olay gazetesinde “03 Yazıları” başlığı altında makaleler neşrederek gazetecilik hayatını devam ettirdi.
2002 yılında yeniden Türkiye'ye döndü. Bir müddet ticaretle meşgul olduktan sonra Genç Kalemler adında haftalık bir gazete çıkarttı. 3 yıl aralıksız çıkan gazeteyi daha sonra maddi olanaksızlıklar sebebiyle kapatmak zorunda kaldı. Yerel ve ulusal gazetelerde makaleler yazmanın yanı sıra, zaman zaman radyo ve televizyon kanallarında siyasi yorumculuk yaptı.
Evli ve 8 çocuk babası olan Hamza Mercanoğlu, halen Gaziantep'te günlük yayımlanan Referans gazetesi ve ulusal yayımlanan Milat gazetesinde köşe yazıları yazmakla birlikte, Bahartürk TV'de siyasi yorumculuk yapmaktadır. Ayrıca, aylık olarak yayımlanan Times of Turkey adlı derginin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek