Neydek
YAZARLAR

Adalet mülkün temelidir

Hülasa günümüz Müslümanlarının mevcut ahval üzere hiç bir şikayet etme hakları yoktur. Kendi hayatlarında adil olamayan insanların, başkalarının adaletsizliğinden şikayet etmeleri ne kadar inandırıcı olabilir ki? Abdulkadir Mercanoğlu'nun yazısı...

Hülasa günümüz Müslümanlarının mevcut ahval üzere hiç bir şikayet etme hakları yoktur. Kendi hayatlarında adil olamayan insanların, başkalarının adaletsizliğinden şikayet etmeleri ne kadar inandırıcı olabilir ki? Abdulkadir Mercanoğlu’nun yazısı…


İslam şeriatının en sosyal gerçeği ve vicdanların onda insicam bulmasının yegane temelidir adalet. Ve dahi, Cenab-ı Allah’ın 99 isminde yer bulan en bariz sıfatlarından birisidir adalet.

Küfür ve sefih bir hayat süren Batı dünyasının halen güçlü ve diri olmasının sebeplerinden bir tanesi de kendi içinde kısmen de olsa ‘adil’ bir paylaşım oluşturabilmesidir belki.

İslam dünyası ve Müslümanların içerisine düştüğü acınası tablo, insan olan herkesin yüreğinde bir kıvılcım oluşturması bir yana fitne, fesat ve ihanetlerin bu kadar yüksek seyretmesi. İşte bu ‘bana necilikle’ başlayan ve ‘benim için’ ile devam eden en sonunda da ‘gemisini kurtaran kaptan’ ile nihayet bulan alçakça bir sefilliğin sebeplerindendir.

İslam dinini tamamen bir ibadet dinine dönüştürmek bu dine yapılacak en büyük zulümdür. Oysa sosyal ve yaşanabilirlik cihetinden en kapsamlı bir din olan İslam’ın binasını oturttuğu temelin ayaklarından en kalın ve en sağlam olması gereken ise adalettir. Paylaşım adaleti olmayan toplumlar, bir topluluğun yaşayabileceği tüm olumsuzlukları ve şikayetleri bünyesinde toplar. Tıpkı bir mıknatısın çer çöp içerisinden metal olan parçacıkları toplayıp aldığı gibi.

Adaletsizilik en büyük toplumsal hastalıktır. Anarşi, terör, ahlaki yozlaşma, adam kayırma… vb. Tüm kötülüklerin anahtarı adaletsizliktir. Geçmiş asırlarda yüzyıllarca ayakta kalabilen devletler adil oldukları için kalabilmişlerdir. Ceddimiz Osmanlı, en parlak dönemlerini yaşadığı yıllarda adaletiyle tanınırdı ve bununla övülürdü.

Ne zaman ki, saray içerisinde ‘ben’ davası ‘adalet ve liyakat’ davasının önüne geçti, işte o zaman yıkım başladı.

Günümüze gelindiğinde önümüzdeki tablo çok karmakarışık ve perişandır. Müslümanların çoğunlukta olduğu ve hatta iktidar olduğu beldelerde bile bugün için adil bir yönetimden söz edebilir miyiz? Menfaat ve çıkarcılığın zirve yaptığı günümüzde, vicdanlar sus pus olmuş ve riyakarlık  pusuya yattığı yerden çıkarak ‘sobe’ demiştir. Tabiri caizse “Dürümün altından veya üstünden yemek”  gibi birbirinden farkı olmayan bir gerçektir bu.

İnsanlık kendi varlığını bir diğerinin yokluğunda görürken, aslında yok ettiği şeyin kendi geleceği ve topyekun bir insanlığın imhası olduğunu göremeyecek kadar gözünü kızartmış, daha lüks ve daha rahat bir yaşam sürmek ihtirasıyla Firavun’un boğulduğu küfür batağında debelenmektedir.

Günümüz Müslümanları adil değildir. Kendi içlerinde, birbirlerine karşı merhametli değildir. Sevinci, mutluluğu, acıyı ve kederi en önemlisi ekmeğini paylaşmıyor. Sosyal adaleti kendine şiar edinmiş bir dinin müntesipleri, iddialarından tümüyle vazgeçmiş ve adaleti terketmiştir. İşte Suriye, Lübnan, Irak, Mısır ve diğer İslam ülkelerindeki işgal, kaos ve savaşların en büyük sebeplerinden birisidir adaleti unutmak.

Bugün ülkemizde de benzer bir durum var maalesef. Müslüman olduklarını söyleyen kişi, kurum ve kuruluşlar, hatta  toplumsal yardım faaliyetleri gütmek üzere kurulmuş sivil toplum örgütleri, vakıflar gibi topluluklar bile birbirleriyle sidik yarışına girişmiş ve ‘en çok ben iyiyim, en çok benim hakkım’ türünden şeytani söylemler içerisine düşmüşlerdir.

Ömer ibni Abdulaziz r.a ne güzel özetlemiş “Müslümanlar Alah’ın varlığı ve birliği  hakkında ihtilafa düşmemişlerdir. Müslümanlar dünya nimetleri konusunda ihtilafa düşmüşlerdir” diyerek günümüzde yaşadığımız çarpıklıkları gün yüzüne çıkarmıştır.

Hülasa günümüz Müslümanlarının mevcut ahval üzere hiç bir şikayet etme hakları yoktur. Kendi hayatlarında adil olamayan insanların, başkalarının adaletsizliğinden şikayet etmeleri ne kadar inandırıcı olabilir ki?          

Abdulkadir Mercanoglu

Abdulkadir Mercanoglu

1997 yılının 2 ekim tarihinde dünyaya gelen Abdulkadir Mercanoğlu, 2012 yılından bu yana girişimci olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek