Neydek
KÜLTÜR SANAT YAZARLAR

Gaziantep’te üç günlük gezi

Times of Turkey yazarı Erkan Karaca, üç günlük Gaziantep gezisini yazdı… Gaziantep hakkında gezi notları tutarken güzelliğin tadına doya doya varamıyor insan. O anı ölümsüzleştirmek istiyor. Anlatabilmek, yorumlayabilmek ve betimlemek. Dolu dolu 3 günlük bir gezide insan nasıl da zamanın durabildiğine şahitlik edebiliyor.


Soğuk bir Aralık İstanbul’undan yola çıktık. Yılbaşı akşamı olması ve kar yağışı sebebiyle İstanbul’dan çıkmak oldukça güç olsa da seyahatin motivasyonu ve heyecanı ile Sabiha Gökçen havalimanı yoluna kadar yüksek bir enerji ile yola devam ettik. Havalimanı kapısına yaklaştığımızda  havayolu şirketinin sms ini aldık ve adeta yıkıldık. Mesajda kar ve buzlanma sebebiyle uçuşumuzun iptal edildiği yazıyordu. Kısa bir şaşkınlık ve duraklama ardından Gaziantep gezisine karayolu ile devam edeceğimizin kararını almamız çok kısa sürdü. 20 saatlik yolculuk ile Öğle vakitlerinde Gaziantep’e vardık.

Şehre ilk giren için Gaziantep sıradan bir Ortadoğu şehri gibi görünebilir. Güzelliği, zarafeti ve canlılığı içinde saklı olan eşsiz bir medeniyetin son temsilcilerinden olduğunu yavaş yavaş kabul ettirir size.

Konakladığımız mekan eski bir Gaziantep evi, bir butik otel. İçinde Ocaklığı, mahzeni ve geniş  avlusu olan bir ev. Ortadaki büyük avluya yöre insanları ”hayat” diyorlarmış yeni öğrendik.  Üzerine kafa yorulacak bir kelime ”hayat”. Sanki hayatın içeride olduğunu, mahremiyetin kutsallığını anlatıyor bizlere…

Vakit kaybetmeden kendimizi Antep’in büyülü atmosferine teslim ediyoruz. Kaleye çıkıyoruz, Antep savunmasının anlatıldığı tematik bir mekana dönüştürülen kalede validesinin peçesini açmak isteyen Fransızları taşlarken süngü ile şehit edilen Şehit Kamil karşılıyor bizleri… Kalenin antik çağlardan bu yana kullanıldığını öğreniyoruz oldukça eski bir höyük üzerine bina edildiği rivayet ediliyor.

Kaleye çok yanın olan Hamam Müzesine giriyoruz. Giriş ücretsiz ayrıca ortam tertemiz.  Antep’in hamam kültürünü Antepli entelektüellerin cümleleri ile hazırlanmış videolardan öğreniyoruz. Osmanlı döneminin hamamlarını tasvir eden sanal tur etkileyici. Müze aynı zamanda eski bir hamam. Künkleri, sıcaklık, ılıklık ve soğukluk bölümleri ile gerçek bir hamam. Yeni doğan bebeklerin yıkanma geleneklerini, kına gecelerinin coşkusunu heykeller, yazılar ve gerçeğin bire biri olarak hazırlanmış cansız mankenlerin eşliğinde hafızamıza alıyoruz. Arka planda kına gecesi sesleri eşliğinde geziyorsunuz müzeyi. Hamam Müzesi adeta bir eğitim kurumu gibi işliyor. Mutlak suretle gezilip görülmeli.

Hamam müzesinin biraz ilerisinde Mutfak müzesine geçiyoruz. En az Hamam müzesi kadar etkileyici. Sebzeler, meyveler, etler, tahıl ve bakliyat grubu nasıl pişirilir, Antep mutfağında hangi lezzetler daha öne çıkar öğrenmek isteyen için daha iyi bir kaynak herhâlde bulunamaz. Kullanılan kap, kacak, tencere, tava, havan, sahan, tepsi, cezve, bardak… Tüm mutfak materyalleri burada. Kepçeye benzeyen kahve cezveleri bizi şaşırtıyor.  Oyuncak müzesini ve Atatürk Anı Müzesini geziyoruz. Çevremiz taş evlerle dolu eski evlerin çoğu restore ediliyor. Bayazhan Kent Müzesi Gaziantep hakkında bolca bilgi ile dolduruyor dimağımızı. Verilen kulaklık maketlere ve resimlere yaklaştığımızda Antep ile ilgili bilgi aktarıyor. Camiler, okullar, şehitler ve kültürel ürünler hakkında doyurucu bilgiler gezimize eşlik ediyor. Baklavanın imal edilişi ve kültürü ile ilgili belgeseller ilgimizi çekiyor. Bunca konsantre bilgiyi depolarken müzeye ödediğimiz ücret 1 tl. 


Bey Mahallesi tarihi bir mahalle etraf harika taş evler, konaklar ve sosyal tesislerle dolu. Daracık, Arnavut kaldırımları ile bezeli  taş sokaklar… Kim bilir ne kadar nal sesini gizliyordur içlerinde. Kaç şemsiye çevrilmiştir ince omuzlarda, bu sokak kaç düşen mendilin yumuşaklığına hasrettir.


Bulunduğumuz nokta Bakırcılar çarşısı ve Antep’in kapalı çarşısı olan Zincirli Bedestene yürüme mesafesinde. İki çarşıdan da bozulmamış bir kültürün ticaret geleneğini görmek mümkün. Aynı günün akşamı Antep’in ünü İstanbul’a kadar varan kebapçısı İmam Çağdaş’a konuk oluyoruz. Menü ”her şeyden birazcık”. Fındık lahmacun şimdiye kadar gördüklerimizden biraz daha büyük, daha gevrek fakat iç malzemesi daha ıslak. Tadı ise inanılmaz. Ardından Ali nazik, patlıcan kebabı  ve küşleme… Neler olduğunu anlamadan baklava ve fıstıklı sarma ile damağınızı çatlatıyorlar.

 Ertesi gün Gaziantep sokakları canlı, hava oldukça soğuk dudaklarımız ve ellerimiz çatlıyor. Çarşı pazar gezelim derken aklımızda bir hicazkar peşrev  tınısı ile eski Antep sokaklarında ökçelerimizin sesleri yankılanıyor. Koku hafızası duygusaldır. Bazen burnunuza gelen çok ince bir koku içinizin huzurla dolmasına, sizi çocukluğunuzun ilk yıllarına, hatırlayamadığınız zamanlara götürebilir. Şirehan ve Almacı pazarı mis gibi kokularla bünyemize aroma terapi uygularken kendimizden geçiyoruz. Almacı pazarından alışveriş yapılması tavsiyedir. Esnaf hala Osmanlı döneminin ahi teşkilatının devamı niteliğinde.

Kem söz, art niyet ve kurnaz zihniyetin esamesi okunmuyor. Bu düşüncelerle yolumuza devam ederken önümüze gayet salaş ve küçük bir dükkanda iş yapan Ciğerci Mustafa çıkıyor. Araştırmalarımız sonucu Antep’de bir Ciğerci Mustafa daha olduğunu tespit ettik fakat bizim Ciğerci Mustafa almacı pazarına yakın konumda bulunuyor. 

ciğerci mustafa”Ömrü hayatımızda bundan daha güzel  ciğer yemedik’‘ düşüncesi ile ”lezzeti ciğerimizde hissederek” mekandan ayrılıyoruz. Alaybey camii sadeliği ve huzuru ile konuk ediyor bizi. Kısa bir mola, bir arınma, dinginleşme müsaadesi.  Yola Çelebioğlu baklavacısına varana kadar devam ediyoruz. Masalarda fıstık dolu tabaklar… Her ne kadar tıka basa karnımız tok olsa da zaman az. Antep mutfağından azami faydayı alabilmek için yürüyüş yapacağımıza güvenip fıstıklı sarma, kuru baklava, arada fıstık derken midemizin istiap haddine ulaşıyoruz. Mekanın insanları çok sıcak bizi akşam yemeğine davet ediyorlar. Yan fırında pişirdikleri tepsi kebabından ikram ediyorlar. ”İkram güzel fakat yerimiz kalmadı” diyerek vedalaşıyoruz.

Kaldığımız üç akşamda da Tahmis kahvesine gidiyoruz. Mekan eski Mevlevihane’nin parçası. Cumhuriyet döneminde halkevi olarak kullanılıyor. Şimdilerde ise eşsiz kahveleri ile hizmet vermekte. Sobanın sıcaklığı, köşe sedirin rahatlığı ile birleştiğinde muhabbetin derinliğine kaptırıyoruz kendimizi. Az sonra tarz-ı hususi bir kahve gelecek 3 akşam da çay bardağında Türk kahvesi içiyoruz. Süvari kahvesi ince belli yanında menengiç tohumlu çerez kasesi ile servis ediliyor.

Zamanın çok yavaş aktığından, kaliteli bir zaman döngüsünden bahsetmiştik yazının başında. Koşuşturmacalar yok, ani hareketler, çabuk karar vermek gibi külfetler yok. Şehrin iklimi öylesine sarıyor ki ruhunuzu zamanın durmasına tanıklık ediyorsunuz.

Sabah erkhayvanat bahçesien kalkıyoruz Dünyanın en büyük üçüncü, Avrupa’nın da en büyük 2. hayvanat bahçesi olan Gaziantep Hayvanat Bahçesi’ne gidiyoruz. Devasa bir alan 100 dönümlük alanda neler yok ki; Maymun evleri,  ayılar, pumalar, kangurular, geyikler, ceylanlar… Anakonda ve piton gördüğümüzde büyük bir şok yaşıyoruz. Sürüngen ve timsah evi, büyük bir akvaryum binası mevcut. Akvaryumda insan boyunda köpek balıklarının oluşu mekanın büyüklüğü hakkında sanırım bir izlenim verir. Parkın içinde üstü açık otobüsler misafirlere safari keyfi yaşatıyor. Biz yürümeyi ve daha çok gözlem yapmayı tercih ediyoruz. Bahçeyi gezmek yaklaşık 2,5 saatimizi alıyor.

Gaziantep merkezde turumuzun son günündeyiz hedefimiz Antep’in kahvaltı ürünü olan Katmer yemek. Katmer deyince de bu işi en iyi yapan Katmerci Zekeriya’nın dükkanını arıyoruz. Çarşı’nın tam göbeğinde Şirehan Çukur mahallesinde küçük dükkanı ile karşılaşıyoruz.  Öğleden sonra mekanda katmer bulmak şans meselesi mekana oturduktan sonra anlıyoruz. Yeni gelen iki kişiye katmerin kalmadığını söylüyor ustalar. Bir Anteplinin ”kıyada köşede kaldıysa Allah rızası için atın fırına” şeklinde yalvarması az sonra masamıza konacak nimet konusunda bizleri heyecanlandırıyor. İçinde bol Antep fıstığı olan gözleme benzeri ince yufkadan hazırlanmış çıtır mı çıtır yemeklerden hangi kategoriye koyacağımızı şaşırdığımız bir besin geliyor. Yanında çatal verilmiyor ”elle yiyeceksiniz” telkinini emir telakki edip, yanında süt rica ediyoruz. sağ olsunlar kırmayıp 1 lt lik sütü bardaklara bölüp ikram ediyorlar. Ölmeden herkesin denemesi gereken lezzetler listesinde üst sıralara yazıyoruz. Katmer bittiğinde tabaktaki fıstık tanelerini parmaklarımızı bastırıp ağzımıza attığımızı hatırlıyorum. Mekanın sahibi renkli, harika bir kişilik tam hesabı ödeyip ayaklanacakken mangalda mısır patlattığını söyleyip yerimize oturtmaya çalışıyor. Mısırın tadına bakana kadar kapıya doğru bir iki hamle yaparken, dil ile beynimizin tat alma noktası arasındaki elektriksel sinyal ayağımızı geri çekmemizi emrediyor. Mısır köz kokuyor, mangal kokuyor öyle lezzetli ki… Kar/zarar kavramlarının olmadığı, insanların rızk için çalıştığında en güzele ulaşacağını düşünerek mekandan ayrılıyoruz. Eğitiyor Antep bizi, tüm esnaf, taş sokaklar, zaman, gece ve gündüz nasihat ediyor ruhumuza.

Şeyh Fethullah Camii karanlık gecemizi aydınlatırken omzumuza dokunup tesellisini arz ediyor. Ertesi gün dönüş yolunun burukluğu içimizde… Yürüyüş yolu mesafesinde Kozluca camiinde bir dinlenme arası daha… Ağır ve sakin yürümeye devam, sokaklar bomboş. Tekke Camii’nin avlusunda Yatsı Ezanı ile hakkın çağrısının ihtişamına kapılıyoruz. Derin, yalnız ve tebessümle dolu bir sessizlik.

Tekke Camii’nin hemen arka sokağı Tahmis kahvesi. Son gecenin Kahve Süvarilerine binip Antep’e veda ediyoruz. Zeugma Müzesi, Cam eserleri müzesi, Pişirici mescidi ve kasteli, yöresel lezzet mekanı onlarca durağa uğramamak bizi üzüyor. Bir dakikamızın boş geçmediği şehirde gezemediğimiz noktalar için üzülüyor yeniden gelebilmek için çok bahanemizin olduğunu düşünerek teselli oluyoruz.

Sabah erken kalkıp yola koyulmaya hazırlanırken Antep’in soğuğu kara dönüyor.  Anadolu evleri adındaki konakladığımız butik tesisin güler yüzlü, samimi çalışanı Muhammed, bize uzun zaman unutamayacağımız bir kahvaltı hazırlıyor. Bir şehir insana nasıl bu kadar huzur verir?  Huzuru veren insanlar mı yoksa zaman/mekan algısı mı? sorularının kafa karışıklığı içinde Gaziantep gezimizi sonlandırıyoruz.

 

Erkan Karaca

Erkan Karaca

1 Yorum

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek