Neydek
GÜNDEM

Tahir Elçi’yi kim öldürdü?

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi sıradan bir isim değil. Geçtiğimiz aylarda yaptığı “PKK silahlı eylemler yapabilir ancak terör örgütü değildir” şeklinde yaptığı açıklama kamuoyunda tepkiyle karşılanmış ve bu hususta hakkında dava açılmıştı.

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi sıradan bir isim değil. Geçtiğimiz aylarda yaptığı “PKK silahlı eylemler yapabilir ancak terör örgütü değildir” şeklinde yaptığı açıklama kamuoyunda tepkiyle karşılanmış ve bu hususta hakkında dava açılmıştı.

Saldırının yapılış şekli ve yer itibarıyla PKK terör örgütünü işaret eden emareler mevcut zira eylemin yapıldığı Sur İlçesi YDGH’nin yoğunlukla bulunduğu bir yer. Zaten direkt olarak PKK üstlenmesede, örgüt içerisinde YDGH ve KCK gibi bir sürü terörist gruplar var ve bunlardan birisinin yaptığı söyleniyor. Aslında bu işi yapan örgütün kimliğinden ziyade, yaptıranların ortaya çıkartılması gerekmektedir.

DAEŞ yada PKK arasında amaç ve gaye açısından çok ta nüans ayrılıkları bulunmuyor. Her ikiside çeşitli küresel güç gruplarının taşeronluğunu yaparak, “sipariş eylemler” gerçekleştirmektedirler. Muhtemelen bu cinayeti değrlendirecek olan muhalif siyasi gruplar yine devleti suçlayarak, TMMOB zihniyetli güya STK’lar “Katilleri tanıyoruz” Başlıklı bildiriler yayınlayarak Devleti ve onun başındaki Cumhurbaşkanıyla birlikte hükümeti suçlayacaklardır.

Kanımca bu eylem planlı ve proğramlı bir olaylar zincirini başlatmak isteyen, PKK ve DAEŞ’ten daha zeki düşünen bir Devlet aklının işidir. Olayın bir başka pencereside şu ki, Türkiye hava sahasını ihlal eden Rus uçağını düşürdükten sonra Putin ve diğer Rus devlet yetkililerinin birbiri ardınca yaptıkları tehditkar açıklamalarda hemen sonrasına denk getirilmesi, bir değil, birkaç planın varlığını ortaya koyar.

Madalyonun bir tarafında işlenen bu cinayetler ve saldırılarla, tabanını hızla kaybeden PKK’nın Kandil politikalarını ayakta tutabilmek, bölge halkına korku ve gözdağı vermek suretiyle korku imparatorluğu oluşturmak istediğidir.

İkincisi ise, zaten ilişkileri iyice gerilen Türkiye-Rusya arasındaki ipleri tamamen kopartarak, 10 Yıldan bu yana samimi bir dostluk atmosferi oluşturan bu iki müttefik ülkeyi birbirlerine düşürüp,Ortadoğu bölgesi üzerinde ciddi bir ağırlığı olan bu iki ülkenin kendi başlarının derdine düşmesi sağlanmak istenmektedir.

Bu gerginlikten yola çıkarak, “Putin tehdit etmişti ve bu olayı kendisi yaptırtmıştır” algısı planlanmaktadır. Benim kanaatimce bu olayda Rusya’dan ziyade, bölgeyi kendi sömürü hortumlarına bağlamak isteyen “ABD, İngiltere ve Almanya”nın gizli istihbarat servislerinin parmağı olmalıdır. Zira Putin kendi iç politikasını tatmine yönelik tehdit ve söylemlerini, ekonomik açıdan göbeğinden bağlı olduğu Türkiye’ye karşı pratiğe dönüştürecek kadar aptal değildir.

Elbette hadisenin adli ve istihbari soruşturmaları sonucunda kim yada kimlerin işi olduğu ortaya çıkacaktır ancak mesele şu ki, Devlet bu işin gerçek faillerini ortaya çıkarsada, cinayetleri kendi politikaları açısından ranta çevirmek isteyen gruplar kendi pragmatist doğruları üzerinden hareket ederek Devleti ve onu yönetenleri katil ilan edeceklerdir. Esasen bu tehlikeli zihniyetin ortadan kaldırılması gerekiyor. Siyasi, etnik ve mezhebi kamplaşmalar tam olarak bu olayların asıl bataklığıdır ve kurutulması elzemdir.

Türkiye’yi karıştırmak isteyen güçlerin elini bu kadar kolaylaştırmamak gerekir. Öyle bir ülke düşününkü, gökten taş düşse birbirlerini suçlayan suni gruplar oluşturulmuş olsun. İşin asıl manidar kısmı ise bir o kadar da dramatik zira daha bir kaç ay önce “PKK terör örgütü değildir” diyen bir adamın aynı terör örgütünün saldırısında katledilmesi! Bence bu olayda en çok düşünülmesi gereken şey budur.

 

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu

Hamza Mercanoğlu, 1962 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yaptı. 1981 yılında askerlik görevini Ağrı ilinde tamamlayarak askerlik dönüşü evlendi ve yaşamını Avrupa'da sürdürme kararı aldı. İsviçre, Almanya ve İtalya'da uzun yıllar kaldı. 1993 yılında yeniden ülkeye dönüş yaparak aktif gazeteciliğe başlayan Mercanoğlu, aynı yıl “Vahdet fm” isimli radyoyu kurarak 2000 yılına kadar devam ettirdi. 28 Şubat darbesi mağdurlarından olan Mercanoğlu, 1998 yılı Ekim ayında “Başörtüsüne verdiği destek sebebiyle” TCK'nın 312/b maddesine muhalefetten ( Düşünce suçu) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanarak cezaevine konuldu
Bir müddet hapis yattıktan sonra suçsuz bulunarak tahliye oldu. Ne var ki hapisten çıktıktan sonra da dönemin darbeci güçleri tarafından yapılan psikolojik baskılara daha fazla dayanamadı ve yurt dışına kaçarak 2 yıl Londra'da ikamet etti. İngiltere'de kaldığı zaman içerisinde ingilizce eğitimi aldı. Orta derecede İngilizce bilen Mercanoğlu, Londra'da yayımlanan Olay gazetesinde “03 Yazıları” başlığı altında makaleler neşrederek gazetecilik hayatını devam ettirdi.
2002 yılında yeniden Türkiye'ye döndü. Bir müddet ticaretle meşgul olduktan sonra Genç Kalemler adında haftalık bir gazete çıkarttı. 3 yıl aralıksız çıkan gazeteyi daha sonra maddi olanaksızlıklar sebebiyle kapatmak zorunda kaldı. Yerel ve ulusal gazetelerde makaleler yazmanın yanı sıra, zaman zaman radyo ve televizyon kanallarında siyasi yorumculuk yaptı.
Evli ve 8 çocuk babası olan Hamza Mercanoğlu, halen Gaziantep'te günlük yayımlanan Referans gazetesi ve ulusal yayımlanan Milat gazetesinde köşe yazıları yazmakla birlikte, Bahartürk TV'de siyasi yorumculuk yapmaktadır. Ayrıca, aylık olarak yayımlanan Times of Turkey adlı derginin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek