Neydek
GÜNDEM

Sosyolog Dr. Akkır: Kamusal alan halkın temsil ve kendini ifade alanı olmalı

Sosyolog Dr. Ramazan Akkır, Milat gazetesindeki köşesinde işlediği, Adana’nın Aladağ ilçesindeki 12 kişinin hayatını kaybettiği yurt yangını üzerinden kamusal alaı tartışmaya açtı. Dr. Akkır: “Kamusal alan halkın temsil ve kendini ifade alanı olmalı” yorumunda bulundu.

Sosyolog Dr. Ramazan Akkır, Milat gazetesindeki köşesinde işlediği, Adana’nın Aladağ ilçesindeki 12 kişinin hayatını kaybettiği yurt yangını üzerinden kamusal alaı tartışmaya açtı. Dr. Akkır: “Kamusal alan halkın temsil ve kendini ifade alanı olmalı” yorumunda bulundu.

Yazısına, “İçimiz kan ağlıyor; Adana’nın Aladağ ilçesinde bir kız yurdunda çıkan yangında on iki çocuğumuz feci şekilde can verdi. Tarifi imkânsız bir acı, kelimeler kifayetsiz…” sözleriyle başlayan Akkır şöyle devam etti:

Aklımızda hep aynı soru; Neden o çocuklar, genç bir ölümle veda ettiler, bu hayata?

Bulacağımız ya da bulduğumuzu düşündüğümüz birçok cevap, biliyorum, bizi teskin etmeyecek. Acılarımız, azalmayacak… Ölümler hep ansızın kapımızı çalacak. Bazen denetimsizlik, bazen de ihmal ile açıklamaya çalışacağız, bu eksik kalmışlığımızı, hoyratlığımızı… Yazık değil mi?

Birçok ihmalin faturasını on iki genç beden ödedi. Artık bu acı ile yaşamak zorundayız. Omuzlarımızda acının ağır yükü…

aladag-yangin1

Peki neden?

Evet, birçok neden sıralanabilir… Denetimsizlik, usulsüzlük, tarikat veya cemaatlere tanınan ayrıcalık, geçmişten yeterince ders çıkarılmamış olması, yöneticilerin kendi yandaşlarına iltimas geçmesi, denetimlerde sadece Atatürkçülüğün aranması gibi birçok neden… Haklısınız; bunların tamamının payı var, bu genç ölümlerde…

Ancak asıl sorun, siyasal sistemin kendini bir türlü yenileyememesi… Yeni bir siyasallığa olan ihtiyacımız daha da keskinleşiyor. Cemaat, tarikat, yandaş veya hasımları aynı perspektifle değerlendirecek bir sisteme olan ihtiyacımız… 

Her zaman laf dönüp dolaşıp sistem değişikliğine geliyor…

Yaşanan baskı ve zulümler, insanları veya din eğitimini yer altına itmedi mi? Kamusal alanda “şeytanlaştırılan” din veya dindarlar, gizlenmek zorunda bırakılmadı mı? Devletin boş bıraktığı veya ihmal ettiği alanlar, başka güç odakları tarafından suiistimal edilmedi mi? Evet, kesinlikle sonuçlarla ilgilenmeliyiz; ancak nedenleri de unutmayalım.

Sadece sonuçlara odaklanmak, nedenleri görmezden gelmek, bizi biraz daha körleştiriyor, omuzlarımıza biraz daha acı yüklüyor.

Artık kalbimizde yeni çocuklar gömülü, ellerimiz daha çok kanlı. Tıpkı Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı’ndaki gibi;

“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında

Bir teneffüs daha yaşasaydı,

Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür

Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:

-Maveraünnehir nereye dökülür?

En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:

-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor

Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:

Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik

Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:

Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:

Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında

Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır

Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek”

Tüm bu yanlışların bir nedeni de, devletin kamusal alan algısı değil midir? Bir dönem Türkiye’de kamusal alan tartışmaları daha çok kamusal alanı sahiplenme biçimine dönüşmüş durumdaydı.

Ülkemizde kamusal alan kavramı, ideolojik kaygılar ve dogmalar yüzünden elit iktidarının meşrulaştırıcı aygıtı ve merkezi gücü koruma kalkanı gibi bir misyonu üstlenmiş durumdaydı. Kamusal alan aslında bir temsil ve müzakere alanı olarak ortaya çıkmasına ve gelişmesine rağmen, “halkın temsil ve kendini ifade alanı” olmaktan öte “devlete ait alan” olarak tanımlanmıştı.

Kamusal alanla ilgili Türkiye’deki mevcut anlayış ve uygulama devlet ve iktidar seçkinlerinin “rejimi koruma ve kollama” adı altında müdahale sınırlarının genişletilmesine imkân verebilmekteydi.

Kısacası, acı daha çok acı… (Ramazan Akkır – Milat gazetesi -02.12.2016)

 

Times of Turkey

Times of Turkey

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek