Neydek
GÜNDEM YAZARLAR

MİLLİ DEVLETİMİZ VE CEMAATLERİMİZİN GELECEĞİ

Bu günlerde 15 Temmuz dan sonra devletin FETÖ ile birlikte diğer bütün cemaatleri de ortadan kaldıracağı ile ilgili kaygılar sürekli olarak artmakta.

Yusuf Taş’ın “Milli Devletimiz ve Cemaatlerin Geleceği” başlıklı köşe yazısını okuyun…

Bu günlerde 15 Temmuz dan sonra devletin FETÖ ile birlikte diğer bütün cemaatleri de ortadan kaldıracağı ile ilgili kaygılar sürekli olarak artmakta.

Bu konu ile ilgili olarak uzun zaman önce geliştirdiğim bir teorim var. Türkler Çinliler ile birlikte binlerce yıldır kesintisiz olarak yaşayan ve devlet geleneğini en uzun zamandır sürdüren birkaç halktan biridir. Türklerin hayattaki en önemli kutsalı bana göre devlettir. Bir Türk’ün sadece  bir atı ve bir de çadırı vardır. Çadırı da devlettir. Türk için vatan karnının doyduğu yer değil devletinin olduğu yerdir. Atıyla göçen göçebe Türk uygun bir yer bulunca atından iner ve çadırını oraya kurar. Bir yandan da sürekli çadırını genişletmeye çalışır. Çadırın gölgelediği yer de vatandır. Çadır yıkılırsa ya yenisini yapar ya da başka bir yere giderek yeni bir çadır kurar.

Devlet güç demektir. Türklerin aile yapısının en üst basamağı devlettir. Ailede başlayan güç ve güce – otoriteye itaat etme aileden devlete kadar zincirleme gider. Güce itaat; sadece kendisine söylenen ya da kendi sınırları içeresindeki sorumlulukları yerine getirip geri kalan kısımla ilgili sorumlulukları güce devredip düşünme eylemini güce bırakmayı getirir.

Bu durumun zararlı sonuçları olmuştur… Devlet yani güç dağılınca geri toparlamak zor olmaktaydı. Türkler Müslüman olunca bunun çözümü için harika bir yol buldular. Hoca Ahmet Yesevi ile tasavvufu keşfettiler. Tarikat ve cemaatlerdeki yapı devletteki yapının aynısı idi. Şeyh yani itaat edilen ve düşünme sorumluluğunun devredildiği güç yani küçük bir devlet modeli. Büyük devlet modeli güçlü iken bu küçük devlet modeli insanları manevi açıdan geliştiriyor bir yandan da  uhrevi sorumlulukları yerine getirterek rahatlatıyordu. Büyük devlet güçlü olduğu sürece bu minyatür devlet kontrol altında tutulabiliyordu. Büyük devlet zaafa uğrayınca da devletin gücü bu alana aktarılıyordu. Bir tahterevalli oluşturulmuştu. Böylece devletin gücü yok olmuyor, belli bir zaman sonra şartlar olgunlaşınca devralınmak üzere güç emanet ediliyordu. Bazen de devlet genişlemek istediğinde bu gücü öncü olarak gönderip asıl güç sahibinin gelmesi için şartları hazırlatıyordu.

İslam sonrası Türk tarihi incelendiğinde özellikle seçilen Sünni Hanefi Maturidi anlayışla Nakşibendi yapının neredeyse devletin resmi anlayışı olduğu görülür. Ayrıca Türk devletlerinin zaafa uğradığı zamanlar bu tarikatlar toplumu bir arada tutan en önemli yapılar oldu. Büyük zatlar daha çok zor zamanlarda ortaya çıkmıştır. Yunus Emre’nin  Mevlana’nın, Hacı Bayram Veli vesairenin çıktığı zamanlara bir bakalım. Elbette istisnai zamanlar olmuştur ama genel Türk tarihi böyledir.

Her iki yapının da yozlaştığı zaman uzun bir kötü dönem yaşandı. Osmanlı Devletinin son zamanlarında her iki yapı da bozuldu. Bu yüzden Cumhuriyet döneminde Tekke ve Zaviyeler tamamen kapatıldı. Cumhuriyetin kuruluşundan 1950 ye kadar İngiliz, 1950 den sonra Amerikan ve İngiliz devletinin kontrolünde olan Türkiye Cumhuriyetinde Türk milli devleti bütün baskı ve kontrole rağmen 1950 lerden itibaren tarikat ve cemaat yapısını yeniden kurarak milleti devlete güç devşirecek hale getirdi.

Milli devletin bu operasyonuna karşı ülkemizde bulunan dış güçler de bu yapıların içine sızarak ve insanlarımızın zaaflarını kullanarak bu yapıları bozmaya uğraştı.. Cemaatlere ekonomik ve siyasi güç yükleyerek onları zehirlemeye çalıştı.. Bugün geldiğimiz noktada cemaatlerimizin tamamı birbiri ile kavgalıdır. Hemen hepsi ticarete girmiş, şirketleri ve ciddi malvarlıkları olan yapılar olmuştur. Ancak bu arada milli devlet güçlendi, devletin içinde yerleşik yabancı otları temizleyebilir hale geldi.

Yine bu arada ilk olarak Deliyürek’le başlayıp Kurtlar Vadisi ile de devam eden ve en sonunda da MİT dizileri, Osmanlı dizileri derken Diriliş’le de olgunluğa eriştirilen millet, 15 Temmuz’da devletine yapılan saldırıya karşı çıplak elleriyle tankları durdurarak ve kurşunlara göğsünü siper ederek devletini korudu. Bu vesileyle de 1923 ten beri devlette olan yabancı kalıntılarını devletten temizleme ve devleti yeniden kurma fırsatını milli devletine verdi. Şu anda devletin zannedildiği gibi zaaf içerisinde olmadığını bilakis Cumhuriyetin kuruluşundan beri en güçlü halde olduğunu iddia ediyorum.

Bu saatten sonra zannediyorum ki devlet, var olan cemaatlerin topluma bu halleriyle bir faydaları olmayacağı ve devletin bütün cemaatleri tasfiye etmesi gerektiği düşüncesini Türk Milletinin zihnine ve kalbine yerleştirecek. Bunun emareleri çok açık bir şekilde görülüyor.

Ancak devletimiz akıllı davranıp bu milletin bin yıldır omurgası haline gelen Sünni Hanefi ve Maturidi anlayışı devam ettirecek asli görevine dönmüş tarikatları yeniden  kurdurmaz; sadece tasfiye operasyonu yaparsa bu devletin kendi kafasına sıkmak olur.

Ben önümüzdeki süreçte var olan cemaat yapılarının tasfiye edilip onun yerine Diyanetin ve İmam Hatiplerin ön plana çıkarılmasını ve bunlarla birlikte belki kapatılan Tekke ve Zaviyelerin yeniden açılarak tarikatların asıl işlevini görecek şekilde yeniden yapılandırılmasını bekliyorum. En doğrusunu Allah bilir.

Yusuf Taş

Yusuf Taş

1967 yılında Kayseri'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. Halen Kafdağı Eğitim ve Kültür Derneği'nin başkanlığını yürüten ve serbest avukatlık yapan Yusuf Taş, Rusya-Türkiye ilişkileri üzerine çalışmaktadır. Çerkesce, Rusça ve İngilizce bilen Yusuf Taş, evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek