Neydek
EKONOMİ YAZARLAR

Osmanlı’da Petrol

Günümüzün en önemli enerji kaynağı olarak kabul edilen petrol madeni şüphesiz ki bir günde ortaya çıkmamıştır. Günün şartlarına bağlı olarak Hz. Nuh’un gemisinin altını yağlama işinden Bizans’ın suda yanan Grejuva Ateşine varıncaya kadar çeşitli alanlarda kullanılmıştır. Ancak sanayi devrimi ile birlikte motorların kullanılması ve bu motorlarda yakıt olarak petrol ürünlerinin kullanabilecek olması petrolün önemini zirveye çıkarmıştır. Özellikle de petrolle çalışan motorlu ulaşım araçlarının üretilmesi bu hıza ivme kazandırmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde petrol bölgelerinin pek çoğunu hâkimiyeti altında tutmaktaydı. Bugünkü Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri, Yemen, Mısır, Libya, Romanya, Bulgaristan ve son dönemin araştırma bölgesi Kıbrıs tamamen Osmanlı topraklarıydı. Bu topraklarda da petrol aramalarına o dönemde de başlanmış ve önemli kuyular elde edilmişti. Osmanlı devleti bir sanayi devleti olmamasına rağmen petrol kullanımı eskilere dayanmaktaydı. On yedinci yüzyılda Irak bölgesinde ilk petrol çıkarma ve işleme ruhsatı olarak Neftçizade Ailesine bir ferman verilmişti. Aynı dönemde İstanbul’da da yaklaşık 1000 kişi petrol işinde çalışmaktadır. Van’da devlet kontrolünde olan bir mağaradan tüccarlara petrol ürünü verilmektedir.

Sanayi devriminden sonraki süreçte Osmanlı topraklarında petrol arama faaliyetleri genellikle yabancılar ve yabancı sermayeli şirketler tarafından gizli ve hızlı bir şekilde yapılmaya başlanmıştır. Petrol tespit edildiği takdirde buranın ruhsatını almak ve kendilerinden başka kimseyi bu bölgelere sokmamak için kendi aralarında rekabet ettikleri gözlenmektedir. Resmi kayıtlara göre Osmanlı topraklarında modern şartlarda petrol aranılan ilk yer İskenderun olmuştur. 23 Haziran 1889 tarihinde yapılan başvuru üzerine ilk petrol ruhsatı Ahmet Necati Efendi’ye verilmiştir. Bu ruhsatı daha sonra Van, Erzurum, Sinop, Aydın, Yanya, Tekirdağ ve Gelibolu vilayetlerindeki petrol madenleri için verilen ruhsatlar takip etmiştir. Romanya’da da petrol olduğu bilinmekle birlikte buraya ruhsat verilmeyerek padişahın özel mülkünde bırakılmıştır.

Osmanlı topraklarındaki en önemli petrol bölgesi o dönemde şüphesiz Musul, Kerkük ve Bağdat yöresi olmuştur. Bu dönemde buradaki petrolü çıkartmak için özel bir çabaya bile gerek duyulmamaktaydı. Petrol kendiliğinden yeryüzüne çıkıyor ve büyük gölet halinde birikiyordu. Bu göletler 300×200 metre ebatına sahipti ki bu da petrolün ne kadar bol olduğunu göstermektedir. Bu kadar bol miktar aynı oranda rakipleri de bu topraklara çekmeye başlamıştır. Bağdat Demiryolu projesi üzerinde başlayan demiryolu petrolü ve İngiliz-Alman rekabeti Dünya Savaşına kadar devam etmiştir.

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İngiliz-Fransız ittifakına karşı Osmanlı-Alman birlikteliğiyle mücadele etmiştir. Bu savaş sürecince de petrol bölgelerinin paylaşımı sürekli ittifakların içinde görüşülmüştür. İngilizler ve Fransızlar savaşın başında yapılan anlaşmaları savaş sonlarına doğru yeniden gözden geçirmişlerdi. İlk başta Fransa sömürgesi olarak belirlenen yerlerin (özellikle Musul-Kerkük) çok önemli petrol bulundurması üzerine İngiliz sömürgeleri içine alınmıştır. Savaş sonuna gelindiğinde tüm petrol bölgeleri İngiliz sömürgeleri veya etki alanları içinde bırakılmış ve petrolü İngilizler kontrol eder hale gelmiştir.

BELGE: Mühendis Paul Groskoph’un Musul Yöresindeki Petrol kaynaklarını gösteren haritasıdır. (Kaynak: Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Döneminde Irak Plan, Fotoğraf ve Belgelerle, İstanbul, 2006, s. 215; BOA, HH.THR, 239/60)

petrol harita

Derviş Başa

Derviş Başa

Yorum Ekle

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 Neydek